Sayfalar

Pazar, Kasım 13, 2011

Kendime Notlar #4

3 Kasım 2010 tarihli “Fikrimin Kenarında Bir Oya” başlıklı yazında anlatmış anlatmış, son cümlede demişsin ki: “Belki 2 Kasım 2011’de bu yazıdan yola çıkarak 2 Kasım 2010’daki kendime bir selam çakarım, kim bilir?” Vakit geldi bebek, vakit o selamı ait olduğu yere gönderme vakti.

Bir seneyi daha devirdin, çeyrek asırlık oldun. Ha bu akıllandığın anlamına pek gelmiyor ya neyse, konumuz o değil. Sen de biliyorsun zaten, çok zor zamanların oldu bu bir sene içinde. İnsanlardan, işten güçten, olan bitenden sıtkın sıyrıldı. Sinirden ağladığın (senden başka da sinirinden ağlayan insan görmedim, millet sinirinden güler sen ağlıyorsun), hak etmediğin yerlere konduğunu düşündüğün, ihanete uğradığını hissettiğin, ne yapacağını bilemediğin çok zaman oldu. Keyfinin yerinde olduğu, leyleği havada gördüğün, gezdiğin keşfettiğin, hayatın tadını çıkardığını hissettiğin zamanlar da oldu şükür. Yoksa zaten nasıl çekilecek bu hayat, hep melodram hep melodram… Paylaştıkça kaynaştığın insanlar oldu; kendini kurtarmak için (artık yapabileceğin başka birşey kalmadığını bilsen de yine de üzülerek) kestiğin muhabbetler, kopardığın bağlar, sildiğin insanlar da. Can sıkıntının tavan yaptığı günler de oldu, eve sadece yatmaya gittiğin günler de. Hiçbir şeyin bir anlam taşımadığı çok zaman geçti ama ne mutlu sana ki kaybettiğin anlamı geri kazandın; o yine yanında, yine seninle. Zaten bu yazının kaleme alınma sebebi de bu. Aferin kız sana, kedi olalı bir fare tuttun, uzun zamandır ilk defa mutlak doğru bir şey yaptın. Söz konusu selamı ait olduğu yere gönderdikten kelli, artık bundan sonra geride kalan yıllara değil, önündeki senelere selam durma vaktidir, bunu da unutma :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder