Sayfalar

Pazar, Kasım 13, 2011

Geçmiş Bayramın Yazısı

Bir reklam var televizyonda, anime bir amca el öpmeye kapıya gelen çocuklara diyor ki; “Nerde o eski bayramlar?” Anime çocuklardan biri de diyor ki “Valla biz görmedik amca!” Tebessüm etmemek elimde değildi bu cevabı ilk duyduğumda. Ben de kendi adıma o eski bayramları arkasını dönmüş gidiyorken şöyle bir göz ucuyla gördüm diyebilirim çünkü. O zamanlar ortamlar daha mülayim vaziyetler daha münasipti (ya da çocuk aklım öyle sanıyordu); hal vakit daha yerindeydi (ya da değilse bile yine de çocuklar bayramsız hediyesiz coşkusuz bırakılmıyordu); davranışlar daha geleneksel daha saygılı daha usturupluydu sanki. Eli öpülecek daha çok büyük vardı, şeker ve bozuk para verilecek daha çok komşu çocuğu vardı, ziyaret edilecek daha çok tanıdık akraba vardı (hatta çoğu zaman tüm ziyaretlerin üç güne nasıl sığdırılacağı düşünülürdü kara kara). Şimdiyse ziyaret edilecek daha çok mezar var; mahallede şeker verecek çocuk görünce bile şaşırıyor insan (ki artık çocuklar şeker istemiyor, bozuk paraya burun kıvırıyor); bayramın büyük kısmında evde oturup artık bizimkileri bayramlamaya gelenleri bekler olduk bir de (artık “yaşlanmak” meselenin adı, “büyümek” değil). “Bayram bitse de işinize okulunuza gitseniz, sıkıldım hepinizden bir arada olunca!” diyen bir annenin yerine artık sadece bayramda seyranda dört kişilik sofra kurabildiği için mutlulukla hüznü bir arada yaşayan bir anne var bir de elde.

Çok klişe şeyler anlatıyorum belki de ama benim bile bunlarsa bu konuda söylediklerim (ben ki dünkü çocuk sayılırım hâlâ), anlamaya çalışmak gerek çok daha büyük çok daha yaşlı çok daha eski insanları; bayramlarda hüzünlenmelerine, uzaklara dalıp dalıp sonra nemli gözlerle yeniden aramıza dönmelerine, eskiye özlem duymalarına hak vermek gerek.

Düşünüyorum da, eskiye özlem duymamaları elde değil; misafir bolluğundan salonda oturacak sandalye koltuk kalmayan, çayın kahvenin tatlının yetiştirilemediği zamanlardan, vurulmayan kapıların, çalmayan telefonların hâkimiyetindeki zamanlara hâsıl olmayı kim kabullenebilir? Her bayram mutlaka ama mutlaka görüşülen dostların birer birer yitip gittiği gerçeğini kim içine sindirir? Yolları gözlenen çocukların torun torbanın bayramı fırsat bilip tatile gitmelerine edilen sitemlere kim bencillik, yaşlılık kaprisi diyebilir?

Ben bu bayram bunlara kafa yordum biraz. Aklımdan, kalbimden geçenleri seninle paylaşmaya çalıştım. Bu vesileyle geçmiş bayramın da mübarek olsun sevgili okur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder