Sayfalar

Perşembe, Eylül 22, 2011

Behzat Ç. #2 : Karakterize edersek (1.kısım)


Söz verdiğim üzere bu Behzat Ç. yazımda karakterlerden ve bunun paralelinde karakterlere hayat veren oyunculardan bahsetmeye çalışacağım. İlk Behzat Ç. yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Konuşmaya Behzat Ç.’den başlamak besmele çekmek gibi bir şey oluyor bu durumda tabi :) Bu adam çok değişik bir adam, ona şüphe yok. Karakterin yaratıcısı Emrah Serbes diyor ki “Her Temas İz Bırakır Behzat Ç. - Bir AnKara Polisiyesi” kitabında: “Yeni müktesebata” uyum sağlayamamış, lambur lumbur, “dişli” bir başkomiser. … “İçimizden birinin” üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. Amatör’de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış.” Emrah Serbes böyle tarif ediyor “hayata karşı işlenen suçlar uzmanı” Behzat Ç.’yi.

Behzat Ç. ise şöyle diyor: “Babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum. Bazen öyle olur, her şey üst üste gelir. Polis olmasaydım, katil olurdum. Çünkü sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir. Binlerce ceset, binlerce katil ve bir evlilik gördüm.” Bunlarla kendini o kadar iyi ifade ediyor ki Behzat Ç., bunların üstüne bir virgül bile eklesem fazla gelecek sanki. 

Behzat Ç. - Bir AnKara Polisiyesi iki kitaptan mütevellit bir çalışma. İlk kitap dizinin çıkış noktasını oluşturuyor, hatta diyebiliriz ki (ileri bölümlerde değerlendirilen bazı anlatı parçalarını saymazsak) tüm kitap dizinin ilk bölümü. İkinci kitapsa Ekim sonunda vizyona girecek “Seni Kalbime Gömdüm” filmini besliyor(muş). İlk kitabı okumuş, ikincisini okumaya hazırlanan, dizinin de sıkı bir müdavimi olan biri olarak şöyle bir yorum getirebilirim Behzat Ç. için: Kitaptaki Behzat Ç. ile dizideki Behzat Ç. birebir örtüşmüyor sanki. Kitaptaki Behzat Ç. biraz daha melankolik, biraz daha kendiyle ve hayatla barışık, etrafıyla daha uyumlu. Dizideki Behzat Ç.’nin de öyle anları var tabi ki, ama dizide ağır basan tüm o uç noktaları arası geçişler o kadar düzgün ki, uçlardaki Behzat Ç. bana daha sevilesi, samimi geliyor.

Bu noktada karaktere hayat veren, gerçek anlamıyla hayat ve enerji veren, Erdal Beşikçioğlu’na geçiş yapabilirim sanırım. Kendisi hakkındaki duygu ve düşüncelerimi burada ele almıştım. Şu eklemeyi yapabilirim: Daha önce canlandırdığı karakterler hakkında bilgim ve fikrim olduğu için bazen dizinin bazı sahnelerinde küçük parıltılar görüyorum; bu bakış şu filmde de var, bu tepki şu dizide de var, bu mimik şu oyunda da var gibisinden yakalamalar yapıyorum kendimce. Ve bu benim o kadar hoşuma gidiyor ki, çünkü bunlar Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculuk hazinesinin pek değerli mücevherleri. Behzat Ç.’yi ete kemiğe öyle bir bürüdü ki, bu kadar aykırı bir karakteri bağrımıza bastık resmen.

Çok sevdiğim bir başka karakterle devam etmek istiyorum: Behzat’ın ağbisi Şevket ve ona hayat veren Ege Aydan. Çok gülüyorum ben Şevket’in göründüğü her sahnede. Böyle bir ağbi-kardeş parodisi daha da olamaz doğrusu. Behzat Ç. gibi bir adamın anca Şevket gibi bir ağbisi olur zaten; her başı derde girdiğinde kardeşini kurtaran, koruyan kollayan, onun iyiliği için kendince (bu “kendince” kısmı çok orijinal doğrusu - Kızılcahamam’da geçen bölümü hatırlayın, “Ağbi, odamın yanında oda tutmuşsun!” -) katkı  ve çözümler bulan; kalburüstü olmasına rağmen kardeşini ezmeyen bir ağbi. Behzat’ın tam tersi ama bir o kadar dengeleyicisi.

Ege Aydan da rolünün hakkını öyle bir veriyor ki, ilk kitabı okurken Emrah Serbes’in kafasında da bundan öte bir Şevket olamazdı dedim kendime. Bir yandan kitabı okuyorum, bir yandan Ege Aydan’ın sahneleri gözümün önüne geliyor; doğrusu bu kadar olur teori-pratik uyumu. Şevket’e dair kitapta olup da diziye yansıtılmayan birkaç noktayı da çok yerinde buldum, bu haliyle tam tadında olmuş. Fakat bu noktada Şevket’in karısının ve oğlu Reşat’ın dizide çok sönük kaldığını belirtmek zorundayım ne yazık ki. Hadi Reşat neyse de yenge tam ordan geçerken kolundan çekilip sete dahil edilmiş gibi. Beni koysan kameranın önüne ben de anca o kadar oynarım yani.

Gelelim bir diğer ağır topa. Savcı Esra. Cesur ve güçlü bir kadın. Dizinin başlarında biraz silik kalıyordu Esra karakteri ama özellikle boşanma faslından sonra dizide daha belirginleşti, en sonunda da yengemiz oldu, saygımız sonsuz :) Canan Ergüder’in performansıyla izlediğimiz Savcı Esra, Behzat’a ilanı aşk ettiğinde hangimiz tepetaklaklıkla mutluluk arasında bir çizgide kalakalmadık ki? “En büyük felaketler senin başına gelmiş di mi? En büyük acıları sen çekmişsin, ben hiç bi bok bilmiyorum ki... Acı nedir bilmem, yalnızlık nedir bilmem. Dünyanın ekseni kaydı Behzat, on iki santim yerinden oynadı. Sen bana bi santim bile yaklaşmadın!”

İşindeki duruşu, özelindeki hali, kılığı kıyafeti, özellikle kafayı taktığım şarap kadehleri ile kadın dediğin işte böyle olmalı dedirtiyor bana. Gerçi Behzat da kendisinin Meşrutiyet polisi olmadığını iddia ediyordu ama karşısında gerçek bir Cumhuriyet savcısı olduğu da kesin! :)

1 yorum:

Nuray İlbars dedi ki...

Bu da benden:-) http://nurayilbars.blogspot.com/2012/05/behzat-c-bir-ankara-polisiyesi.html

Yorum Gönder