Sayfalar

Pazartesi, Ağustos 22, 2011

Behzat Ç. #1 : Anne, Behzat Ç. ne demek?

Şu an taşıyabileceğimden çok daha fazlasını sırtladığım bir yükle karşındayım sevgili okuyucu. Sana Behzat Ç.'yi anlatacağım. Senaryosundan, oyuncularından, karakterlerinden, figüranlarından, aklıma gelen her şeyinden bahsedeceğim. Hakkında çok konuşulan (ve daha da konuşulacağından emin olduğum) bu diziye ben de bir izleyici olarak muhtelif duygu ve düşünceler biriktirdim; seninle onları paylaşacağım.
Duygulardan başlayalım. Bir diziye duygu biriktirilir mi önce bunu sorgulamak lazım aslında. Normal şartlarda böyle bir şey abesle iştigalden başka bir şey değildir ama biz burda herhangi bir şeyden bahsetmiyoruz takdir edersin ki, Behzat Ç.'den bahsediyoruz. Ben daha önce "Nasılsın?" sorusuna "Saçmasapan konuşma!" diye cevap verilen bir ortam görmemiştim mesela, bu herhangi birinin yapacağı herhangi bir şey değil, bu farklı bir şey. O yüzden bu yazıda normaliteden uzaklaşıyor ve bir diziyle duygusal bağ kuruyoruz; öncelikle bunda bir anlaşalım.

Filmlerde, kitaplarda olduğu gibi dizilerde de kendimize yakın bulduğumuz, duygusal bağ kurduğumuz karakterler olabilir; ama ben burda dizinin kendisiyle kurulan bir bağdan bahsediyorum. Ben, Cinayet Büro'nun beyaz tahtasına, Behzat'ın evindeki abajur lambalara, Savcı Esra'nın şarap kadehlerine, Harun'un pahalı olduğu için sadece aybaşında alabildiği Pringles'a, Cevdet'in takım elbisesine, Hayalet'in tek tip gömleklerine, Akbaba'nın hamamda poşete sarıp yanına aldığı telsize, 06 BG plakalı gri Hyundai Accent'lere karşı içimde biriken duygulardan bahsediyorum. O dünyaya kendimi ait hissetmiyorum ama öyle bir dünyanın sadece kurgu olabileceğini de kabul etmiyorum, edemiyorum. Sanki o dünya halihazırda mevcut da gidip biri bir kamera koymuş oraya, olan biteni kaydediyor biz de izliyoruz. İzledikçe de sempati duyuyoruz, hadi sadece kendi adıma konuşayım; evin içinde ayakkabıyla gezilen, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı, herkesin 7/24 türlü entrika peşinde olduğu diziler bana ne kadar uzaksa; sırt keseleme, bıyık alma muhabbetinin döndüğü, matrak abi-kardeş diyaloglarının yaşandığı bir dizi bana o kadar yakın, o kadar samimi.

Böyle bir dünya benim gözümde bu dizi. Samimi, samimi olduğu kadar farklı. Bizim gibi, ama herhangi bir şey olacak kadar alelade değil.

(Bir sonraki yazıda karakterleri yazacağım. Zaten çok zorlanıyorum Behzat Ç.'yi yazarken, parça parça ele almak belki işimi biraz kolaylaştırır diye umuyorum. İnsanlık en değerli hazinelerini günışığından, gözlerden en uzak yerlerde muhafaza etmiş ya bunca zaman; onun gibi benimki de, çok derinlerde Behzat Ç.'yi anlatacak kelimelerim-cümlelerim, gün yüzüne çıkmaları çok zor oluyor, ciddi zaman ve emek istiyor.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder