Ana karakterleri nerdeyse tamamlamışken (Behzat, Şevket ve Esra için bu yazıyı; Harun, Akbaba, Hayalet, Eda ve Cevdet için bu yazıyı okuyabilirsiniz); Şule ve Berna'dan bahsetmeden olmaz diye düşünüyorum. Şule'nin Behzat'la ilişkisi dizide çok sevimli başlamıştı hatırlayacaksınız. Klinikteki tanışmalarının ardından adresini bulup evine gelen Şule'yi başta tanıyamayan Behzat, sonunda "Haa sen şu çatlak kızsın." dediğinde Şule'nin yanıtı çok hoştu gerçekten: "Sen çok normalsin de."
Ama zamanla Şule'yle Behzat arasındaki gelişmeler sevimlilik mertebesinden çıkıp çok daha dokunaklı, bir o kadar da ters köşe olmaya başladı. “Her Temas İz Bırakır Behzat Ç. - Bir AnKara Polisiyesi”nden çok daha farklı bir senaryo tercihiyle, (tahminler mevzubahis olsa da) ilk sezonun sonunda hepimizin şoke olmasına, bir çoğumuzun da ağlamasına sebebiyet veren bir noktaya kadar geldi işler. Bir kez daha izlemek isteyenler için birinci sezonun finali:
Şule'yi oynayan Ayça Eren için söyleyebilecek bir şeyim yok, kendisine duyduğum müthiş sempatiyi bir kez daha vurgulamak dışında. Öyle ki, Şule'nin Behzat'a yaptığı kötülük, üstüne Ercüment Çözer'le yaptığı işbirliği ve onca zaman Behzat'ı kandırması, ondan nefret etmem için yeterli sebep yaratırken; Ayça Eren'in Şule'ye kattığı orijinallik ve sevimlilik sonucu kendisine besleyebildiğim en olumsuz duygu hüzün.
Her seferinde dizinin çıkış noktası olduğunu belirttiğim ve dizinin senaryosuyla arasında kıyaslama yaptığım “Her Temas İz Bırakır Behzat Ç. - Bir AnKara Polisiyesi” kitabı, dizinin ilk bölümünü oluşturuyor, daha önce de belirtmiştim. Kitaptaki Behzat-Berna ilişkisi, sonuyla birlikte diziye aynı şekilde yansıtılmış. Kabaca özetlemek gerekirse boşanmış bir çiftin tek çocuğu, çocukluk döneminde babasıyla güzel anıları olan, fakat anne-baba boşanınca annesiyle yaşamaya başlayan, işi başından aşkın babanın ilgisizliği, ergenliğin getirdiği sıkıntılar ve biraz da annenin fişeklemeleri sebebiyle babasıyla arası açılmış bir kız Berna. Biraz insan olmamızın getirdiği çiğlik (birini sevdiğimizi, önemsediğimizi anlamamız ve göstermemiz için illa ki karşımızdakinin başına kötü bir olay gelmesi gerekiyor sanki) ve biraz da telafi şansı her zaman tanınmayan fevrilikler var Behzat'la Berna'nın ilişkisinde. Pilli Bebek'in Duruyor Zaman şarkısı eşliğinde Berna'nın çocukluk hali her yanı başımızda belirdiğinde, Behzat'ın bu konudaki her çaresizliği ve özleminde gözlerimiz nemleniyor yine de. Behzat'ın bilmeden de olsa sebep olduğu ve sonunda gelip kendini yıkan trajedi Allah kimsenin başına vermesin dedirtecek cinsten, çok zor gerçekten. Behzat duygusallığını dandun'luğuyla saklayabilen bir adam ama ikinci sezonun nerdeyse ortasına geldiğimiz şu günlerde hala ağzını açıp da Şule'yle ilgili kimseye bir şey söylememiş olması (söylemeyeceğini de adım gibi bilmeme rağmen) yine de beni delirtiyor; ben olsam çoktan çatlamıştım, ortalığı da ayağa kaldırmıştım :)
İşin şakası bir yana, polisiye hikayelerin paralelinde sürdürülen yan hikayelerden en güçlüsü olan Behzat-Berna-Şule meselesinin ilerleyişini merakla bekliyorum. Yeri geldiğinde, işlenmekte olan polisiye hikayeyi ikincil planda bırakan diğer tüm yan hikayeler gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder