Yazı dizileri konusunda sıkıntılarım var, verip de tutamadığım sözlerin başını çeken. Behzat Ç.'yi en son burda yazmış ve öylece bırakmışım. Ne dizinin diğer karakterlerine dair yazımı tamamlamışım; ne büyük bir heyecanla bekleyip gösterime girdiği ilk gün izleyebilmek için günler öncesinden bilet aldığım "Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm"e dair izlenimlerimi yazmışım; ne de Kasım sonundan beri televizyonda izlemeye devam ettiğimiz ikinci sezondan bahsetmişim. Gerçi her yerde film hakkında da dizinin ikinci sezonu hakkında da çok yazıldı çizildi ama herkes zaten konuştu diye ben susacak değilim öyle değil mi :) O vakit, hazırsan başlıyorum :)
Behzat'tan, ağbisi Şevket'ten ve Savcı Esra'dan bahsettikten sonra, sıra Cinayet Büro elemanlarında; Harun, Akbaba, Hayalet, Eda, Cevdet.
Ben Harun’u çok seviyorum, annem çok kızıyor bunun nesini seviyorsun diye. Kaba saba olabilir, elini kolunu nereye koyacağını bilmiyor olabilir, patavatsız olabilir; ama saf, kendi halinde, hayatında iyi bir şeyler olsun diye çabalayan bir insan o da. Mallıkları da çok tabi, alkışlarla yaşıyor :) Ama yine de sevmek için daha çok nedenim var. Eda’ya hissettikleri içime dokunuyor bir de. “Seviyorum merkez!” repliği ve sahnesi kolay kolay unutulur mu sizce? Mimikleri, duyguları yansıtışı, henüz öğrenci olan bir oyuncu için oldukça başarılı. Erdal Beşikçioğlu ile yan yana oynamak da büyük bir şans doğrusu. Umarım şımarıklığın tuzağına düşüp de güzel başlayan televizyon kariyerini heba etmez Fatih Artman kardeşimiz.
Akbaba ve Hayalet, oldukça orijinal iki karakter ve birlikte muhteşem bir ikili. Lakaplarından görünüşlerine, parça parça da olsa öğrenmeye başladığımız geçmişlerinden birbirleriyle olan ilişkilerine çok hoş, çok sempatik, aynı zamanda inceden inceye içimizde bir yere de dokunan tipler. Hayaletin tek tip gömleğinin terzi babasına uzanan hikayesi, gazeteci kıza aşık olduğunda aldığı yeni ve farklı renk gömleğini kızın hapse girmesiyle yırtışı, ikinci sezonun jeneriğinde de görebileceğiniz şahane gülüşü ve birinci sezonun finalinde hepimizi mahveden Bahçede Yeşil Çınar türküsü... Akbaba'nın "Aga cinayet var"ları, hamamda bile poşete sarıp yanından ayırmadığı telsizi, "Cinayet ben oldum, cinayet!" diyerek boğazımıza doladığı düğüm, Hayalet arkadaşının "fırışap"tan getirdiği tekila için "Buna shot bardağı lazım." dediğinde "Çay bardağı var. Çay bardağı iyidir oğlum iyidir, çay bardağı candır." deyişi. Bir de her dinleyişimde dizide kullanıldığı (Akbaba'nın geçmişine dair) sahnelerden birini yeniden izler gibi olduğum Pilli Bebek şarkısı: Gündüz Yüzlü Kız.
Ekibin tek kadını, belki de bu yüzden dışardaki kovalamacaya fazla dahil edilmeyen, ilk sezon beni bile sinir edecek kadar pasif kalan Eda var bir de. “Her Temas İz Bırakır Behzat Ç. - Bir AnKara Polisiyesi”nde gayet dişli bir Eda bulunca karşımda isyan etmiştim dizide bu kadar pasifize edilmesine. Neyse ki ikinci sezonla beraber daha cesur, daha atik, daha polis bir Eda görür olduk. Hem büroda işleri götüren hem de ihtiyaç olduğunu anladığı anda dışarda da ekibe kilit katkılar yapan bir Eda. Belki de ilerleyen günlerde, ilk sezon Harun'dan esirgediği şansı ona kendiliğinden verecek bir Eda...
Ve gönüllerin kahramanı, lahana mühendisimiz "Cevcev" :) İlk günden beri sempatikliğiyle, cinayetçi olmak için gösterdiği çabayla, saygı sebepli ürkekliğini hakkını müdafaa için yükselttiği sesiyle bölüşüyle Cinayet Büro'nun bebek yüzlü düzgün çocuğu. Harun'un tüm yasaklarına rağmen engelleyemediği kayınbirader-enişte durumları da neşemize neşe katmakta :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder