Sayfalar

Çarşamba, Ocak 18, 2012

Yusuf Üçlemesi: Yumurta, Süt, Bal

Yusuf Üçlemesi, Semih Kaplanoğlu'nun genç bir adamın annesiyle, babasıyla ve kendisiyle olan ilişkisini zamanda geriye doğru giderek anlattığı üçleme film çalışması. Yumurta 2007, Süt 2008, Bal 2009 yapımı.

Yumurta, Yusuf'un annesi Zehra'nın ölümü ile başlıyor ve Yusuf yıllardır gitmediği kasabasına geri dönüyor. Başrollerde Nejat İşler ve Saadet Işıl Aksoy oynuyor. Yumurta'nın dünya prömiyeri 60. Cannes Film Festivali'nde yapıldı, başka birçok festivalde gösterildi, başta 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali ve 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali olmak üzere pek çok festivalde ödüllere layık görüldü; hatta film hakkında sinema anlambilimciler Prof. Dr. Seçil Büker ve Doç. Dr. Hasan Akbulut "Yumurta: Ruha Yolculuk" adlı bir kitap yayınladılar.

Süt, Yusuf'un ilk gençliğini anlatıyor; gelecek kaygılarını, yetişkinliğe geçiş sancılarını ve annesi hakkında öğrendiği acı bir gerçeğin tüm bu sıkıntılı sürece eklenişini. Başrollerde Melih Selçuk ve Başak Köklükaya var bu kez. Süt'ün dünya prömiyeri 65. Venedik Film Festivali'nde yapıldı, film Uluslararası İstanbul Film Festivali ve 3. Granada Cines del Sur Film Festivali'nden ödülsüz dönmedi. Genel kanı, Süt'ün Yumurta kadar başarılı olamadığı, sembolizme fazla boğulduğu yönünde. Bana kalırsa, izleyiciye Yumurta'yı Süt'ten daha çok sevdiren en önemli etken, Nejat İşler'in Yumurta'da sergilediği performans.

Bal'a gelince... 60. Uluslararası Berlin Film Festivali'nde En iyi Film Ödülü'nü, yani Altın Ayı'yı kucakladı geldi. Başrollerde Bora Altaş (Yusuf rolünde), Erdal Beşikçioğlu ve (Süt ve Yumurta'da da rol almış olan) Tülin Özen var. Bal'da Yusuf'un çocukluk yıllarına gidiyoruz ve diğer iki filmde adı hiç anılmamış babası ile tanışıyoruz. Ayrıca muhteşem Çamlıhemşin manzaralarına da haiz oluyoruz.

Bu üçlemenin bana göre baş filmi Bal. Süt ve Yumurta'yı da oldukça beğenmişliğim var tabi ki; ama senaryosuyla, üçlemenin son filmi olmasından mütevellit seyircinin aklında açık kalmış her meseleyi toplamasıyla, fotoğrafik çekimleriyle ve tabi ki Erdal Beşikçioğlu'nun performansıyla  Bal'ın gözümdeki ve gönlümdeki yeri ayrı.

Fazla diyalogun yer almadığı, bir bakışın bir duruşun bir manzaranın anlatılmak istenen şey için yeterli olduğu filmleri seven biri olarak, Semih Kaplanoğlu ve Yusuf üçlemesinin Türk sineması için çok büyük kazanımlar olduğunu düşünüyorum.

Küçük bir de not düşeyim; neden "Yumurta", "Süt" ve "Bal" derseniz; neden filmlere bu isimler verilmiş diye soracak olursanız; her bir besin maddesi ismini verdiği filmin -tabiri caizse- oyuncu kadrosunun birer üyesi. Her bir besin maddesi, ismini verdiği film boyunca, Yusuf'un hayatının o döneminin önemli bir parçası ve seyirci için de anlamlı, hoş birer sembol.

Üçlemenin yanı sıra, ekstra bir DVD ve Semih Kaplanoğlu'yla yapılan bir nehir söyleşi özel bir sette toplanıp satışa çıkalı uzun zaman oldu. Ekstra DVD'de filmlerin kamera arkası görüntüleri ve film ekibiyle yapılan söyleşiler yer alıyor. Semih Kaplanoğlu'yla yapılan nehir söyleşide ise yönetmenin hayatı, sinema anlayışı, film yapma süreci ve nasıl film çektiğiyle ilgili ipuçları paylaşılıyor.

Bahsettiğim özel seti alıp arşivinize koyacak kadar son dönem Türk sineması meraklısı değilseniz bile Yusuf Üçlemesi'nden habersiz kalmamanızı ısrarla tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder