Yemek yemeyi de yapmayı da çok severim. Yaparken de yerken de büyük keyif alırım. "Yaşamak için yemek? Yemek için yaşamak?" sorgulamasında hep ikinci şıkka oy kullanırım. Hem mizacım hem aileden gelen alışkanlıklar gereği boğazıma düşkün bir insanım.
Her insan için anne yemeğinin yeri ayrıdır ama ben annemin baya baya iyi bir aşçı olduğuna kanaat getirmiş durumdayım gözlem yaptığım 25 senenin sonunda. Kendisine sorsanız "en dandik yemeğim" diyeceği yemek bile lezzetinden geçilmez. Sağolsun sofrada çeşidi ve kepçesi de boldur, çatlatana kadar yedirir. Babam deseniz, rahmetli dedeme kendisi için "Bu oğlanın yemesi içmesi bol, sofrası iyi, kızımı rahat ettirir." dedirttiği rivayet edilen ve yine aynı kaynaklara göre (o kaynak da kimse artık, çok gizemli!) annemle evlenmek için bu sayede vize almış bir adam. Zaten maşallahı var, ben kendimi bildim bileli göbeği kendinden önde gider :) Ben de böyle ebeveynlerin bir mamulü, üstelik bir de evin yemek konusunda en mızmızıyım, gerisini siz düşünün :)
"Aç ayı oynamaz" muttosuyla hareket eden, aç kalınca bildiğin sinirlenen hatta ciddi ciddi kavga çıkarabilen, günde en az bir defa "Yaşasın yemek yemek!" diye sevinç naraları atabilen bir insanım aynı zamanda. Allahtan özümüz Akdeniz de, sahip olduğum yemek kültürü sağlıklı, çeşitli, lezzetli; şanslıyım çok şükür. Bu temeldeki beslenme alışkanlığım olmasaydı; annemle aramdaki -hem yol hem zaman olarak- fiziksel mesafe artınca rotasını şaşıran yemek saatlerim ve çeşitlerim yüzünden (Akdenizliyiz ama yeri gelir kebap da yeriz yani) şu anki kilomdan çok daha fazlasına sahip olurdum. Çok şükür ki obez değil, Türk kadınlarının büyük çoğunluğu gibi azıcık (?) balık etliyim :)
İşin yeme kısmından pişirme kısmına geçersek, yemek pişirmek bana göre gerçek bir beceri ve büyük bir keyif. Bu noktada kusura bakmazsanız alçakgönüllü olamiiciim ve bu beceriyi genler vasıtasıyla annemden kapmış olduğumu ciddi ciddi iddia edeceğim. Annem kadar olmam mümkün değil ve zaten öyle bir iddiam yok; ucundan bacağından kapmışım ya bir şeyler, Allah bereket versin! :) Uzun vadede mutfak üzerine ciddi çalışmalara girme düşüncesindeyim, şimdilikse kendi çapımda denemelerim oluyor ara sıra, fırsat ve enerji buldukça. Gözüme kestirdiğim bazı "alengirli" yemekleri yapmaya çalışıyorum mesela annemden ya da anneannemden tarifini usülünü öğrenip. Bu noktada tarif demişken, benden bir tarif alma gafletinde bulunan sevgili arkadaşlarıma yazıyla da bildirmek istiyorum ki, bizim ailenin hiçbir üyesinde ölçüyle yemek yapma diye bir kavram yok, her şey göz kararı, nolur çemkirmeyin artık! :)
"Alengirli" yemek derken kast ettiğim basit malzemelerle basit tekniklerle yapılan pratik yemeklerin tamamen tersi bir konsepte dahil olan; uğraştıran, emek ve dikkat isteyen yemekler: misal karnıyarık, hünkarbeğendi, etli kurufasulye, yaprak sarması... Bu saydığım yemeklerden alnımın akıyla çıktım ne mutlu bana ki, bu klasmanda seviyeyi biraz daha yükseltip bu tür denemeleri tamamladıktan sonra; mutfağımızın daha ağır toplarına, hakiki Osmanlı mutfağına dadanmayı düşünmüyor değilim açıkçası. Belki daha da kendimi aşıp dünya mutfağına "Melabaa, ben geldim" bile diyebilirim, bir yandan yapıp bir yandan yememem için bir sebep var mıdır sizce? Takdir edersiniz ki istemek başarmanın yarısı kabul edilmekte günümüzde, bende de bu boğaz olduktan sonra :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder