Dün, birlikte gezmekten keyif aldığım iki arkadaşımla Eskişehir'deydik. Öncelikli amacım fotoğraf çekmekti lakin kendimi şehir turuna kaptırıp fotoğraf çekmeyi unuttuğum anlar olmadı değil.
Yüksek Hızlı Tren (YHT) ile 1.5 saat bile olmadan ulaştık Eskişehir'e. Bu YHT, Ankara-Eskişehir arasında o kadar akıllıca bir seçenek oldu ki, tercih etmeyenleri ikna etme misyonu üstlenesim gelmiyor değil bazı bazı. Gerçi hala esefle hatırladığımız o hızlı tren kazası sebebiyle tereddüt yaşayanları anlayabiliyorum ama bile bile lades durumları haricinde, insanın yolculuk esnasında başına kötü bir şey geleceği ihtimalini düşünerek yolculuktan çekinmesi benim yapıma çok uygun olmadığı için böyle düşünüyorum belki de.
İçinde olduğunuz aracın saatte 250 km hızın üzerine çıktığını ekranda görünce nefesiniz kesilse de, yaşadığınız konfor ve zaman tasarrufunu düşünerek mutlulukla iniyorsunuz perona. Gerçi biz arka koltuğumuzda konuşlanmış, üstlerine genç işi bir tişörtle bir kot kapri geçirince kendilerini genç kız sanmaya başlayan yurdum teyzelerinin hal, tavır ve konuşmaları yüzünden trenden indiğimizde hayata küsmüş durumdaydık ama neyse ki neşemiz yerine çabuk geldi. Sıcağa rağmen Porsuk Çayı'nın etrafında küçük ama kâfi bir tur attık. Arzu edenlere gondol ve motorlarla Adalar turu da sunuluyor ama "Adalar / Artık dar gelir bana odalar" şarkısını zihnimize resmen kazıyan grup üyemiz sebepli hemen olay mahallinden uzaklaştık :)
Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayii A.Ş. (Tülomsaş) tesislerinde cam bir muhafazanın içinde sergilenen Devrim Arabası'nı da ziyaret ettik. Öyküsü insanın içini öylesine burkan dört arabadan geriye kalmayı başaran bu son araba, cam muhafazanın ardından o kadar hüzünle bakıyor gibi geldi ki bana, tesisten çıkarken içimde mezarlık ziyaretlerim sonrasındaki hissi duydum niyeyse.
Bu ziyaret sonrasında Odunpazarı'na, ardından da Kentpark'a gittik tramvayla. Eskişehir'in tramvay sistemini pek sevdim. Şehrin yerlileri ne der bilemem (misal daha çok vagon eklenmesi ya da güzergahın genişletilmesi gibi istekler sözkonusu olabilir) ama bir yabancının kolaylıkla çözüp adapte olabileceği ve hatta yolculuk esnasında eğlenebileceği bir sistem bence. Günlük hayatında hiçbir otobüs, dolmuş ya da metroya koşup yetişmeye tenezzül etmeyen ben ağır abla dün bindiğimiz her tramvaya koşarak kıl payı yetiştiğim için de eğlenmiş olabilirim tabi, durum yoruma açık :)
Odunpazarı'nda kaba tabirle "çeşitli renklere boyanmış Beypazarı evleri" bulunmakta. Bir kısmı restore edilip gururla sergilenirken bir kısmının ise kaderine terk edildiği bu evler aklıma yine aynı soruları getirdi: Beypazarı, Safranbolu, Odunpazarı evleri: Hanginiz halef, hanginiz selef? Kim kimden esinlendi, ilk ortaya çıkan hanginizdi, aranızda belirgin bir fark var mı? :) Odunpazarı'na gidince Atlıhan El Sanatları Çarşısı'nı, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi'ni ve Kurşunlu Külliyesi'ni de görmek gerek diye düşünüyorum; nitekim biz de öyle yaptık. Cam, lületaşı, gümüş ve ebru işçiliği örneklerini görmek ve takıdan süs eşyasına pek çok hediyelik eşya satın almak mümkün. Arzu edenler Odunpazarı'na kadar gelmişken Cumhuriyet Tarihi Müzesi'ni de ziyaret edebilirler, biz de uğramadan geçmedik zaten.
Sonrasında gittiğimiz Kentpark ise geniş yeşil alanı, yapay gölü, havuzu ve plajı ile bence Eskişehir'in yüz akı. Küçümseyenler veya abarttığımı düşünenler olabilir ama Kentpark gerçek şehirciliğin ulaşabileceği yüksek noktalardan biri olsa gerek. Bunu bir deniz çocuğu olduğu halde ömrünün hatrı sayılır bir bölümünü bozkırda geçirmeyi tercih etmiş birinin gözüyle ifade ediyorum üstelik. Bozkır şehirlerine deniz altgeçit-yağmur konseptiyle değil, modern Kentpark konseptleriyle getirilebilir, bunu da unutmamak gerek.
Bizim günübirlik Eskişehir turumuz bu kadardı fakat daha önceki gidişimde gördüğüm Bilim, Sanat ve Kültür Parkı'nı, Anadolu Üniversitesi Yunus Emre ve 2 Eylül kampüslerini, Uçak Müzesi'ni ve Barlar Sokağı'nı da not düşeyim ki gitmeyi düşünenlere eksik rehberlik etmiş olmayayım.
Eskişehir mutlaka görülmesi gereken, takdir edilmesi ve gurur duyulması gereken bir şehir. Modern şehircilik anlayışının izlerinin her yerde görüldüğü, bünyesinde barındırdığı üniversitelilerle daha genç daha dinamik bir çizgi yakalayabilmiş bir şehir. Şehrin dört bir yanındaki heykeller bile o kadar güzel, o kadar estetik, bulunduğu yerle o kadar uyumlu ki; insanın tası tarağı toplayıp gidesi gelmiyor değil bazı bazı. Sabah trende bizi hayata küstüren teyzelerle dönüş yolunda da arkalı önlü oturmak zorunda kalışımız bu güzel duyguları gölgelemiş olsa da, Eskişehir hepinize tarafımdan tavsiye olunasıdır :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder