Aylakları sevmem. Aylaklığı anlarım ama bunu haddinden uzun süre (had? kime göre? neye göre?) devam ettirenlere tahammül edemem. Hele aylaklığı meslek, yaşam biçimi - ne denirse artık - edinmiş insanların varlığına gerçekten hayret ederim. Bay C. aylak bir adam. Koşulları da elveriyor olunca (babadan kalma miras, geçinmesinden öte parasının hesabı yapmadan yaşamasını sağlamakta) içinden gelenleri bilinciyle harmanlamış; velhasıl bilinçli bir aylak olmuş. Bilinçli ve aylaklık konusunda iradeli, deyim yerindeyse tarz sahibi.
Aradığı bir şey var, biri: O. O'nu bulması gerek çünkü gerçek aşk ve sevgi C.'nin bu dünyada üzerine emek verebileceği, önemseyeceği tek şey. Gün içinde yaptığı belli şeyler, gittiği belli yerler var ama aslında tek meşgalesi O'nu aramak. C.'ye göre O'nun şu kaldırımda yürüyen insanlardan biri olma ihtimali mevcut. Düşününce kimilerine çok saçma gelen, kimilerininse tüylerini ürperten bir şey öyle değil mi? Ben bu noktada ikinci kategoriye dahil oluyorum yüksek müsaadenizle ve hak veriyorum C.'ye. Fakat kitabın arka kapağında yazan C.'nin her şeye ve herkese karşı olduğu iddiasına destek veremiyorum çünkü roman boyunca bu yönünü çok fazla hissettiremiyor bana. Eleştirdiği, küçümsediği, hafife aldığı çok şey var ve çoğu tespitinde haklı. Fakat böyle kimselerin hayata karşı duruşunu, doluluğunu, tutarlılığını her zaman sorgulayageldiğim içindir ki C.'nin bana kendini beğendirmesi, takdirimi kazanması bu noktada zor. En başta aylakları sevmediğimi de söylediğime göre, durum ortada, C. ile çok olumlu bir etkileşime giremiyoruz ne yazık ki okumam boyunca. Ama O'nu arayışı, kendi farkında olmasa da - yazar Yusuf Atılgan sayesinde okurun farkına vardığı - değerlendirilemeyen, gerçeklenemeyen tüm ihtimaller ve son sayfada nefesimi tutmama sebep olan olay; işte bu yüzden kaldırıp bir kenara atamıyorum C.'yi, herhangi bir roman kahramanı diyemiyorum. Zaten dememeliyim de, herkes tarafından saygıyla anılan bir romana ve yazarına bunu yapmak ne haddime. (Yusuf Atılgan'ın bir diğer romanı olan Anayurt Oteli'ni daha çok sevdim ve onu da bir başka yazıda ele alabilirim)
C.'nin bir "anti-kahraman" hatta Selim Işık'ın (Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ının baş karakteri) ve Beyaz Mantolu Adam'ın (Oğuz Atay'ın aynı isimli öyküsünün baş karakteri) öncüsü olduğu yorumlarına tüm kalbimle katılmamı engelleyen, eksik kalmış bir şeyler olsa da benim baktığım tarafta; kaleme alındığı tarih itibariyle, içimde bir yerlere sağlam yumruklar savuran cümleleriyle "Aylak Adam" edebiyat tarihimizde önemli ve saygıdeğer bir roman.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder