Sayfalar

Salı, Mart 26, 2013

"Sana güvenmiyorum."

Karşısına geçip dimdik, gözlerinin içine bakarak, büyük bir soğukkanlılıkla “Sana güvenmiyorum.” demek istiyorum. Demek için yanıp tutuşuyorum. Yıllardır biriken hayalkırıklıklarımın içimde hınca dönüştüğü her gün bunu yapabilmek için daha kararlı hale geliyorum. Her gün prova ediyorum.

“Sana güvenmiyorum.”
“Sana güvenmiyorum.”

Sadece bu iki sözcük, tek bir cümle. Fazlasını söyleyecek değilim artık. Oysa ne çok açıklamam vardı onun için hazırlanmış. İçime döktüğü yığınla çöpün arasından geri dönüştürebildiğim sadece bu var şimdi: “Sana güvenmiyorum.”

Aslında bu da çok. Ama yeterince akıllı bir insan olamamışım ki bir şeyler söyleme zorunluluğu hissediyorum hala. Tükenmiş lafların insanları tokat gibi sarsabildiği çağlardan kalma herhalde ruhum.

Her gün aynanın karşısında ettiğim provaları bazen o karşımdayken de yapıyorum. Karşısında dimdik, gözlerinin içine bakarak, büyük bir soğukkanlılıkla “Sana güvenmiyorum.” diyorum. İçimden tekrar ediyorum yüzlerce kez.

“Sana güvenmiyorum.”
“Sana güvenmiyorum.”

Bazen keşke anlasa diyorum. O karşımda bir şeyler anlatırken, ben ona bakıp provalarımı sürdürürken, içimden geçenleri yüzümden anlasa. Ya da en azından hissetse. Hissetse ve rahatsız olsa. Bir nebze. Kısacık bir an. Bir göz kaçırma, huzursuz bir kıpırdanma, hafif bir boğaz temizleme. Görsem, anlasam, rahatlasam. Bir defter daha kapansa böylelikle. Atılsa hiç dönüp bakılmayacak bir köşeye.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder