Karşısına geçip dimdik, gözlerinin içine bakarak, büyük bir soğukkanlılıkla
“Sana güvenmiyorum.” demek istiyorum. Demek için yanıp tutuşuyorum. Yıllardır
biriken hayalkırıklıklarımın içimde hınca dönüştüğü her gün bunu yapabilmek
için daha kararlı hale geliyorum. Her gün prova ediyorum.
“Sana güvenmiyorum.”
“Sana güvenmiyorum.”
Sadece bu iki sözcük, tek
bir cümle. Fazlasını söyleyecek değilim artık. Oysa ne çok açıklamam vardı onun
için hazırlanmış. İçime döktüğü yığınla çöpün arasından geri dönüştürebildiğim
sadece bu var şimdi: “Sana güvenmiyorum.”
Aslında bu da çok. Ama
yeterince akıllı bir insan olamamışım ki bir şeyler söyleme zorunluluğu
hissediyorum hala. Tükenmiş lafların insanları tokat gibi sarsabildiği
çağlardan kalma herhalde ruhum.
Her gün aynanın
karşısında ettiğim provaları bazen o karşımdayken de yapıyorum. Karşısında
dimdik, gözlerinin içine bakarak, büyük bir soğukkanlılıkla “Sana
güvenmiyorum.” diyorum. İçimden tekrar ediyorum yüzlerce kez.
“Sana güvenmiyorum.”
“Sana güvenmiyorum.”
Bazen keşke anlasa
diyorum. O karşımda bir şeyler anlatırken, ben ona bakıp provalarımı
sürdürürken, içimden geçenleri yüzümden anlasa. Ya da en azından hissetse.
Hissetse ve rahatsız olsa. Bir nebze. Kısacık bir an. Bir göz
kaçırma, huzursuz bir kıpırdanma, hafif bir boğaz temizleme. Görsem, anlasam,
rahatlasam. Bir defter daha kapansa böylelikle. Atılsa hiç dönüp bakılmayacak
bir köşeye.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder