Bir önceki yazı ile tiyatrodan dem vurmayı
başarmışken, oluşan cesaret ve şevki yitirmeden bir tiyatro yazısı daha yazalım
sevgili okur. "Hüzzam"ı yazalım.
Hüzzam, klasik Türk müziğimizde bir makammış, ben de
sonradan öğrendim. Oldukça da hüzünlü bir makammış. Sonradan düşününce bu
makamın şimdi bahsedeceğim oyuna isim olarak seçilmesi elbette anlamlı geldi,
fakat oyunun içimde bıraktığı burukluğa burukluk ekledi.
Hüzzam, 2008-2009 sezonundan bu yana, Ankara Devlet
Tiyatroları'nın Ulus'taki Oda Tiyatrosu'nda, belirlenen gösterim tarihleri
çerçevesinde saat 18.30'da izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Değerli
tiyatrocu ve hanımefendi Maral Üner tarafından, şu an hayatta olan ve olmayan
pek çok değerli tiyatrocunun seslendirmeleri eşliğinde sahneleniyor. Bu, işin
bizim bildiğimiz ve şahit olduğumuz kısmı. Daha da öncesi varmış meğer. Maral
Üner hanımefendi bu oyunu ilk olarak 1984-1985 sezonunda oynamış ve bu sezonu
takip eden 12 yıl boyunca 500'ün üzerinde temsil sahnelemiş. Bu emeği ile
"Yaşam Boyu Başarı Ödülü" dahil bir çok ödül almış. Yaş haddiyle
emekli olduktan yıllar sonra Ankara Devlet Tiyatroları'na Hüzzam ile birlikte
dönerek doğrusu hem kendine hem biz seyircilere büyük bir iyilik yapmış.
Yanlış hatırlamıyorsam 2009 baharında izlemiştim
Hüzzam'ı ilk olarak ve çok etkilenmiştim. Mahpeyker'in hikayesi içime
dokunmuştu elbet ama esas Maral Üner'in oyunu yaşarcasına sahneleyişi beni
büyülemişti. Bir röportajında kendisinin de açıkça belirttiği gibi ("Yaşayan bir sanatçıya dur demek, öl
demektir.") istemeyerek emekli olduktan sonra yeniden sahnelere
dönebilmek, gönlünü öylesine yeşertmiş olmalı ki bunu seyircisine de kolaylıkla
aksettirebiliyor.
Uzun zamandır Hüzzam'ı tekrar gidip izlemek vardı
aklımda, mutluyum ki bunu gerçekleştirmek ve hatta bir arkadaşımı da bu oyunla
tanıştırmak geçenlerde kısmet oldu. Gerçi oyundan çıktığımızda kızcağız ağlamaktan helak olmuş vaziyetteydi ama yine de oyunu çok beğenmiş olması beni
mutlu etti. İlk izlediğimde ben de ağlamıştım aslında, ki böyle şeylerde azıcık
ruhsuz olmamla bilinirim :) Ama nasıl ağlanmasın sevgili okur, Mahpeyker oyun
boyunca geçmişiyle, şimdisiyle ve o şartlar altında nasıl olacağı bilinmez
geleceğiyle üzer kendisini ve izleyiciyi. Ne diyebiliriz ki, hayat... Çaresizlikten
başka çare bulunamıyor bazen.
Oda Tiyatrosu oyuncu ile seyirci arasında (diğer
sahnelerde kolay kolay bulunamayacak) bir samimiyet ortamı sağlıyor. Bu da, bu sahnede
sergilenen oyunların çoğunda olduğu gibi Hüzzam'da da oyuncu ile seyirci
arasında sevimli diyaloglar oluşmasına yol açıyor. Tabi büyük oranda oyuncunun
söylemleri ve cesaretlendirmesi sayesinde. Oyunun bitiminde Maral Üner hanımefendi
de bu diyalog esnasında şöyle bir cümle kurdu: "Siz geldikçe ben
oynayacağım." Biz de uzun uzun ayakta alkışlayarak cevap verdik kendisine.
"Hüzzam" değerli, Maral Üner hanımefendi değerli. Değerleri zamanında
bilmek, görmek, anlamak lazım. O yüzden sevgili okur, "Bana bir oyun söyle
gideyim göreyim" dersen sana "Hüzzam" demek boynumun borcu. Git, gör, azıcık da hüzünlen. Çünkü inan o da lazım bazen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder