Sayfalar

Pazar, Mart 17, 2013

Hüzzam

Bir önceki yazı ile tiyatrodan dem vurmayı başarmışken, oluşan cesaret ve şevki yitirmeden bir tiyatro yazısı daha yazalım sevgili okur. "Hüzzam"ı yazalım.


Hüzzam, klasik Türk müziğimizde bir makammış, ben de sonradan öğrendim. Oldukça da hüzünlü bir makammış. Sonradan düşününce bu makamın şimdi bahsedeceğim oyuna isim olarak seçilmesi elbette anlamlı geldi, fakat oyunun içimde bıraktığı burukluğa burukluk ekledi.


Hüzzam, 2008-2009 sezonundan bu yana, Ankara Devlet Tiyatroları'nın Ulus'taki Oda Tiyatrosu'nda, belirlenen gösterim tarihleri çerçevesinde saat 18.30'da izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Değerli tiyatrocu ve hanımefendi Maral Üner tarafından, şu an hayatta olan ve olmayan pek çok değerli tiyatrocunun seslendirmeleri eşliğinde sahneleniyor. Bu, işin bizim bildiğimiz ve şahit olduğumuz kısmı. Daha da öncesi varmış meğer. Maral Üner hanımefendi bu oyunu ilk olarak 1984-1985 sezonunda oynamış ve bu sezonu takip eden 12 yıl boyunca 500'ün üzerinde temsil sahnelemiş. Bu emeği ile "Yaşam Boyu Başarı Ödülü" dahil bir çok ödül almış. Yaş haddiyle emekli olduktan yıllar sonra Ankara Devlet Tiyatroları'na Hüzzam ile birlikte dönerek doğrusu hem kendine hem biz seyircilere büyük bir iyilik yapmış.


Yanlış hatırlamıyorsam 2009 baharında izlemiştim Hüzzam'ı ilk olarak ve çok etkilenmiştim. Mahpeyker'in hikayesi içime dokunmuştu elbet ama esas Maral Üner'in oyunu yaşarcasına sahneleyişi beni büyülemişti. Bir röportajında kendisinin de açıkça belirttiği gibi ("Yaşayan bir sanatçıya dur demek, öl demektir.") istemeyerek emekli olduktan sonra yeniden sahnelere dönebilmek, gönlünü öylesine yeşertmiş olmalı ki bunu seyircisine de kolaylıkla aksettirebiliyor.


Uzun zamandır Hüzzam'ı tekrar gidip izlemek vardı aklımda, mutluyum ki bunu gerçekleştirmek ve hatta bir arkadaşımı da bu oyunla tanıştırmak geçenlerde kısmet oldu. Gerçi oyundan çıktığımızda kızcağız ağlamaktan helak olmuş vaziyetteydi ama yine de oyunu çok beğenmiş olması beni mutlu etti. İlk izlediğimde ben de ağlamıştım aslında, ki böyle şeylerde azıcık ruhsuz olmamla bilinirim :) Ama nasıl ağlanmasın sevgili okur, Mahpeyker oyun boyunca geçmişiyle, şimdisiyle ve o şartlar altında nasıl olacağı bilinmez geleceğiyle üzer kendisini ve izleyiciyi. Ne diyebiliriz ki, hayat... Çaresizlikten başka çare bulunamıyor bazen.


Oda Tiyatrosu oyuncu ile seyirci arasında (diğer sahnelerde kolay kolay bulunamayacak) bir samimiyet ortamı sağlıyor. Bu da, bu sahnede sergilenen oyunların çoğunda olduğu gibi Hüzzam'da da oyuncu ile seyirci arasında sevimli diyaloglar oluşmasına yol açıyor. Tabi büyük oranda oyuncunun söylemleri ve cesaretlendirmesi sayesinde. Oyunun bitiminde Maral Üner hanımefendi de bu diyalog esnasında şöyle bir cümle kurdu: "Siz geldikçe ben oynayacağım." Biz de uzun uzun ayakta alkışlayarak cevap verdik kendisine. "Hüzzam" değerli, Maral Üner hanımefendi değerli. Değerleri zamanında bilmek, görmek, anlamak lazım. O yüzden sevgili okur, "Bana bir oyun söyle gideyim göreyim" dersen sana "Hüzzam" demek boynumun borcu. Git, gör, azıcık da hüzünlen. Çünkü inan o da lazım bazen.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder