Bana göre Ankara'da sadece baharlar yaşanası. İlkbaharı ayrı güzel, sonbaharı ayrı. Yazıyla kışında buram buram hissettirdiği, gözümüze gözümüze soktuğu o bozkırlığı, o düzlüğü, o sıkıcılığı baharlarında yok sanki Ankara'nın. Yazıyla kışına nazaran daha bir karakterli Ankara'nın baharları, daha bir farklı.
Sadece adına bakarak aldığım kitaplar vardır benim. Bir de yazarına hürmetimden konusunu bile merak etmeden gözüm kapalı aldığım kitaplar. Her iki kategoriye de dahil olabilecek bir kitaptan, üstelik Ankara ve bahar temalı bir kitaptan küçük bir bölümü beraber okuyalım istedim sevgili okur.
Barış Bıçakçı senin ruhunun pasını da alsın, ister benimkine ister kendininkine eklesin.
"Doğu-batı doğrultusunda uzanan demiryolu hattı şehrimizi ikiye böler. İşyerlerinden yorgun argın çıkanlar, demir köprüleri zangır zangır titreten, hemzemin geçitlerde çanlar çaldıran trenlere bakarak düşlere dalar: Sevgiliye kavuşmalar, büyük yolculuklar, alıp başını gitmeler... Önce bozkır boyunca dümdüz, sonra yeşillikler içinde kıvrılarak... Ama işte düştür bütün bunlar ve belediye otobüsleri tıklım tıklımdır! Zor bela bindikleri otobüslerde itiş kakış eve dönerken, nefeslerinin sayılı olduğunu düşünür, Allah'tan korkarlar. Akşam eve girer girmez de perdelerin kapalı olup olmadığını denetleyip gereksiz yanan lambaları söndürürler..."
(Şehir Rehberi, Baharda Yine Geliriz, Barış Bıçakçı, s.25)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder