Sayfalar

Pazar, Mayıs 27, 2012

Bir Rejim Masalı

Bildiğiniz üzere yemek yemeyi seven bir insanım (bilmiyorsanız buyrun arşiv konuşsun: Yaşasın Yemek Yemek!). Bunda çok da bir problem yok aslında, sonuçta yemek hayatımızda yeri olan bir olgu, ben de "iyi ki hayatımızda" diyenlerden biriyim sadece. Yine de gelin görün ki, bir insanın metabolizması bir kaplumbağanın yürüyüşüyle denk performanstaysa, üstüne bu insan şu yaşına dek hareketli bir hayatla, sporla yıldızını barıştıramamışsa işte burda biraz problem oluşuyor ne yazık ki. Benim rejim masalı da burda başlıyor esasında.

Hayatımın hiçbir döneminde zayıf olmadım. Bazen mecburi ve hızlı hayat temposundan, stresten ya da hastalıktan sebepli kilo kayıplarım oldu ama bunları saymazsak her zaman ağır bastım tartılarda. Bütün gün masa başında, bilgisayar karşısında, çoğunlukla da yanlış duruş/oturuş pozisyonlarında çalışmanın da vücuda yansıttığı olumsuzluklar var kiloların yanında. Bundan sonraki hayatımda öyle aman aman zayıf olabilmeyi ummuyorum tabi ama insan yine de biraz incelmek, biraz hafiflemek, daha sağlıklı olmak istiyor işte.

İnsanın her daim aklının bir köşesinde olsa da, rejim masalı genelde baharda aşka geliyor. Kışın hem üşeniyor insan hem de kalın giysilerin altında güvende hissediyor kendini. Baharda canlanmaya başlayan doğayla birlikte doğanın bir parçası olan insan da canlanıyor ve kısa günün karı misali bir yandan yaza da yatırım yapmak istiyor. Bu, rejim masalının olmazsa olmazı zaten.

Bunun yanı sıra, bazen de uzun süre kurtulunamayan bir şişkinlik, içine girilemeyen bir giysi ya da insanı kötü hissettirecek denli zayıf/zayıflamış olan biri de rejim masalının tetikleyici unsuru olabiliyor. İşte o zaman başlıyorum haldır haldır rejim reçeteleri aramaya. En aklıma yatan, en sağlıklı olduğunu düşündüğüm ve tabi ki en etkili olacağını ümit ettiğim yöntemi uygulamaya çalışıyorum. Bu yöntem bazen az (cidden az) yemekten geçiyor, bazen bazı şeyleri hiç ağza sürmemekten, bazen de metabolizmayı hızlandırıcı şeylere odaklanmaktan. Bazen yediklerimi öğün öğün not ediyorum, bazen kendimi bile şaşırtacak denli düzenli ve sağlıklı besleniyorum, bazen de -normalde hiç su içen biri olmadığım için- canım çıka çıka litrelerce su içiyorum.

Bir yandan spor yapmaya da çalışıyorum, rejim masalı onu da gerektiriyor sonuçta. Yürüyüş ve pilates favorilerim, daha açık konuşmak gerekirse becerebildiğim yegane spor dalları. İlk gün hevesle başlıyorum sporuma. Yoruluyorum, her yanım ağrıyor ama mutlu oluyorum, umutlanıyorum devamını da getirebileceğim diye. Ne yazık ki gelmiyor o sporun devamı, gelemiyor. Bazen vakit yaratamıyorum, bazen takatim olmuyor, bazen de canım istemiyor açıkçası. Yediklerime dair azmimin ömrü de üç, en fazla beş, hadi bilemediniz on gün sürüyor zaten. Sonra yine eski yeme alışkanlıklarına, hareketsizliğe, kilolarla yaşamaya devam. Yine bir şeyler tetikleyip de rejim masalı başa sarıncaya kadar.

İşte benim rejim masalım böyle sevgili okur. Diyetisyene ya da spor uzmanına başvurmak elbette en doğru ve akılcı yöntem kilo vermek için ama bu iradesizlikle onların karşısında başarısız olmaktansa yine kendi kendimle savaş vermek en işime geleni. Kararlılıkla çiçek açmaya çalışan ama her seferinde tomurcuğu açılmadan kopup düşüveren bir bitki gibi rejim masalıyla maceraya devam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder