Sayfalar

Cumartesi, Mayıs 19, 2012

İmla


İmlaya dikkat ederim. Çok dikkat ederim.

Okuma yazmaya olan ilgimin okuma yazma öğrenmeden çok önce başladığından daha önce bahsetmiştim. Dil bilgisine, yani kuralına uygun okumaya ve bilhassa kuralına uygun yazmaya olan merakıma dair hatırladığım ilk şey de -gözümün önüne gelen ilk görüntü- yine ilkokul yıllarına ait. Küçük boy, incecik, üzeri gökkuşağı desenli, çok sevdiğim, çok sevdiğim için de dil bilgisi defteri yaptığım bir defterim vardı. Türkçe defterimle dil bilgisi defterim ayrıydı, biraz da sırf masraf yaratmaya programlı ilkokul öğretmenim yüzünden. Ama yine de o seneki en favori defterimi dil bilgisi defteri yapmak benim için mutluluk verici olmuştu. Tüm o kurallar; zamirler, sıfatlar, edatlar, bağlaçlar, noktalama işaretleri, büyük ünlü uyumu, küçük ünlü uyumu, ayrı mı yazılacak bitişik mi yazılacak meselesi... Hepsi benim için o kadar eğlenceli ve önemliydi ki. Sınıf atladıkça bu kuralları sindire sindire, üstüne koya koya bu raddeye geldim işte. Ve benim için hâlâ önemli bu kurallar.

Yazmayı konuşmaktan daha çok sevdiğimi ve tercih ettiğimi de söylemiştim daha önce. Büyük bir çoğunluk bu yönelimi göstermese de, benim gibi düşünen insan sayısı da azımsanacak gibi değil neyse ki. Zaten yazmayı seven insanlar kadar, yazmayı sevmeyen insanların da yazının kalıcılığını ve konuşulan şeylerin kayıt altına alınmasının gerekliliğini bildiği ve ona göre davrandığı ortada. “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”te, okuyanlar çok iyi bilirler ki, geçmişe ait hiçbir gerçek kayıt altında tutulmadığı için insanlar hem kişisel geçmişlerine hem toplumsal geçmişlerine dair tam bir şuursuzluk içindedirler.* George Orwell’in yarattığı anti-ütopyadan çok da uzak olmadığımız şu günlerde, yazının ve kayıt altına almanın önemi daha da belirgin aslında.

Burdan varmak istediğim nokta ise şu: Amaç ne olursa olsun; kayıt altına alma, kendini ifade etme, bir durumu ya da olayı anlatma; önemli olan sadece yazmak olmamalı. Doğru yazmak olmalı. Düzgün yazmak olmalı. Dil bilgisi kurallarına uygun yazmak olmalı.

Konuşurken kurulan cümlelerin düzgünlüğü, vurgusu, tonlaması ne kadar etkili ve önemliyse; yazılan cümlelerin düzgünlüğü, noktalaması, imlası da o kadar etkili ve önemli bence. Hatta biri konuşurken söylenmek istenenin özünü anlamaya odaklandığımız için gözümüzden kaçan hatalar, yazılmış şeyler söz konusu olduğunda gözümüze battığı için daha dikkat dağıtıcı olabilmekte. Dil bilgisi konusunda benim gibi takıntı derecesinde hassas insanlar içinse bu durum dikkat dağıtıcılığın çok ötesinde. Okuduğum bir metinde, anlama baktığım kadar dil bilgisi kurallarına da bakarım. Kural ihlâli varsa cümlenin anlamından önce o çeker dikkatimi. Bir çeşit dedektör gibiyim bu konuda. Cümleyi ihlâl edilen kural uyarınca düzeltir, anlamını alabilmek için o şekilde okurum bir kez de. Bu takıntılı duruma rağmen, arada bir yapılan imla hataları tabi ki sorun değil gözümde, hepimiz hata yaparız, belki bu metinde bile farkına varmadan hata yaptım ben de. Ama bir insan bağlaç olan “de/da”yı sürekli bitişik yazıyorsa, “ki”lere, “mi”lere işkence ediyorsa, kurduğu cümlenin başı ayrı sonu ayrı telden çalıyorsa, hele ki noktalama işaretlerine kırmızı ışıkta geçercesine muamele ediyorsa; işte çıldırdığım an o andır. Okumam, bırakırım. Dönüp bakmam bile bir daha. O an bitmiştir benim için o yazı. İsterse dünyanın en mühim meselesini yazmış olsun; isterse anlattığı şeyi dünyanın en anlamlı kelimeleriyle, en büyüleyici üslubuyla yazmış olsun; imla yoksa, benim için bir değeri yoktur.

Özen önemlidir sevgili okur, imla da özenin göstergesidir yazıda. O yüzden ben imlaya dikkat ederim, çok dikkat ederim. Yazarken de, yazılanı okurken de.

* “Olup bitenlerle ilgili hiçbir kayıt olmayınca, insanın kendi yaşamının ana çizgileri bile belirsizleşiyordu. Büyük olasılıkla hiç olmamış büyük olayları anımsıyordunuz, olayların ayrıntılarını anımsıyor, ama meydana geldikleri ortamı çıkaramıyordunuz, araya hiçbir şey anımsayamadığınız boşluklar giriyordu.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder