Öncesi birinci yazıda...
Boston'da seni en çok heyecanlandıran yer neresiydi diye soracak olursanız cevabım kesinlikle Massachusetts Institute of Technology, yani MIT olur, zira orası bir nevi kutsal topraklar benim için :) Bir mühendis olarak dünyanın en iyi teknik okullarından birine ayak basmak heyecanımın sebebi, gezerken gözlemlediğim benzerlik ve çağrışım ile sürekli "Cânım ODTÜ be!" diye sayıklamam da heyecanımın sonucudur.
MIT'nin kampüsü fotoğrafta görülen binadan arkaya ve yana doğru genişleyerek devam ediyor, farklı binalar ve enstitüler ile. Bir kampüsten çok bir mahalleyi andırıyor. Bu binanın ön tarafı Charles Nehri'ne kıyı konumda; nehirde yelken, kano, kürek gibi sporlarla uğraşan gençler görüyorsunuz. Özetle ortam gayet başarılı :) Aşağıdaki fotoğrafı da nehrin MIT'nin karşısına denk düşen diğer kıyısından, yürüyüş ve spor alanı olarak kullanılan The Esplanade'den çekmiştim.
En beğendiğin yer neresi derseniz bu sefer de Boston Public Library derim çünkü böyle bir şey görmeyi beklemiyordum; tamam gördüğüm her kütüphane, bünyesinde tarafımca beğenilme olasılığı barındırır ama böyle bir halk kütüphanesi olamaz yani :) Bir de sonradan eklenmiş modern tarzda bir bölümü daha var ki, resmen kendine çağırıyor insanı, "gel, otur, çalış, kitapları karıştır, mutlu ol" dercesine. E davete icabet etmeden olmazdı, olabilemezdi ;)
Boston üniversite anlamında çok zengin ve nitelikli bir şehir; başta MIT ve Harvard olmak üzere mühendislik, hukuk, tıp ve sanat dallarında çok başarılı ve ünlü okulları bünyesinde barındırıyor. Berklee College of Music gibi bir kısmı tesadüfen yolumuzun üstünde denk gelen bu okulların yanı sıra, özellikle gidip ziyaret ettiğimiz MIT'den sonra Harvard'a gitmemek olmazdı.
Harvard'da tam da öğrencilerin yerleşme gününe denk gelmişiz, etraf oldukça hareketli ve renkliydi. Derslikleri, yurtları ve kütüphanesinin yanında kilisesi, tekrar yolu düşsün ümidiyle herkesin sol ayağına elini sürttüğü heykeli, Harvard Square ve etrafındaki yaşam alanı ile Harvard Üniversitesi bizim için güzel bir sabah ziyareti oldu. Ama tabi bir MIT değil nihayetinde ;)
Boston'a gidiyorum dediğim beş insandan üçünün karşılık olarak verdiği iki isim vardı; Boston Red Sox ve Boston Celtics :) Basketbolla ilgili bir girişimimiz olmadı (zaten sezon zamanı da değildi galiba, işte yani o derece alakasızım) ama maça denk gelemesek de Red Sox'ın stadı Fenway Park'a bir ziyaretimiz oldu. Beyzbol stadı ve kültürü de görmedim demem yani :)
Gözlemim, Boston'ın hızlı metropol yaşantısıyla mütevazi üniversite şehri kültürünü güzel dengelemiş bir şehir olduğu yönünde. Bu iki yazı ile anlatmaya çalıştığım iz bırakır noktalar haricinde sakin sokaklarında, lüks mağazaların olduğu Newbury gibi caddelerinde, Prudential'da (iş ve alışveriş merkezi) gezerken, metroyu kullanırken; Hop On - Hop Off ve Duck Tour ile şehri turlarken gördüklerime de dayanarak söylüyorum bunu. Gelecek ne getirir bilinmez ama yolum yine Amerika'ya düşerse, Boston'ı oldukça iyi bir başlangıç noktası olarak yad edeceğim büyük ihtimalle.
Boston'da seni en çok heyecanlandıran yer neresiydi diye soracak olursanız cevabım kesinlikle Massachusetts Institute of Technology, yani MIT olur, zira orası bir nevi kutsal topraklar benim için :) Bir mühendis olarak dünyanın en iyi teknik okullarından birine ayak basmak heyecanımın sebebi, gezerken gözlemlediğim benzerlik ve çağrışım ile sürekli "Cânım ODTÜ be!" diye sayıklamam da heyecanımın sonucudur.
MIT'nin kampüsü fotoğrafta görülen binadan arkaya ve yana doğru genişleyerek devam ediyor, farklı binalar ve enstitüler ile. Bir kampüsten çok bir mahalleyi andırıyor. Bu binanın ön tarafı Charles Nehri'ne kıyı konumda; nehirde yelken, kano, kürek gibi sporlarla uğraşan gençler görüyorsunuz. Özetle ortam gayet başarılı :) Aşağıdaki fotoğrafı da nehrin MIT'nin karşısına denk düşen diğer kıyısından, yürüyüş ve spor alanı olarak kullanılan The Esplanade'den çekmiştim.
En beğendiğin yer neresi derseniz bu sefer de Boston Public Library derim çünkü böyle bir şey görmeyi beklemiyordum; tamam gördüğüm her kütüphane, bünyesinde tarafımca beğenilme olasılığı barındırır ama böyle bir halk kütüphanesi olamaz yani :) Bir de sonradan eklenmiş modern tarzda bir bölümü daha var ki, resmen kendine çağırıyor insanı, "gel, otur, çalış, kitapları karıştır, mutlu ol" dercesine. E davete icabet etmeden olmazdı, olabilemezdi ;)
Boston üniversite anlamında çok zengin ve nitelikli bir şehir; başta MIT ve Harvard olmak üzere mühendislik, hukuk, tıp ve sanat dallarında çok başarılı ve ünlü okulları bünyesinde barındırıyor. Berklee College of Music gibi bir kısmı tesadüfen yolumuzun üstünde denk gelen bu okulların yanı sıra, özellikle gidip ziyaret ettiğimiz MIT'den sonra Harvard'a gitmemek olmazdı.
Harvard'da tam da öğrencilerin yerleşme gününe denk gelmişiz, etraf oldukça hareketli ve renkliydi. Derslikleri, yurtları ve kütüphanesinin yanında kilisesi, tekrar yolu düşsün ümidiyle herkesin sol ayağına elini sürttüğü heykeli, Harvard Square ve etrafındaki yaşam alanı ile Harvard Üniversitesi bizim için güzel bir sabah ziyareti oldu. Ama tabi bir MIT değil nihayetinde ;)
Gözlemim, Boston'ın hızlı metropol yaşantısıyla mütevazi üniversite şehri kültürünü güzel dengelemiş bir şehir olduğu yönünde. Bu iki yazı ile anlatmaya çalıştığım iz bırakır noktalar haricinde sakin sokaklarında, lüks mağazaların olduğu Newbury gibi caddelerinde, Prudential'da (iş ve alışveriş merkezi) gezerken, metroyu kullanırken; Hop On - Hop Off ve Duck Tour ile şehri turlarken gördüklerime de dayanarak söylüyorum bunu. Gelecek ne getirir bilinmez ama yolum yine Amerika'ya düşerse, Boston'ı oldukça iyi bir başlangıç noktası olarak yad edeceğim büyük ihtimalle.











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder