Sayfalar

Cumartesi, Ocak 30, 2016

Tatil Notları #6 : Rotterdam / Hollanda

Daha önce yayınladığım Amsterdam notları iki kısım halinde burada ve burada.

Hollanda seyahatimde, Amsterdam'dan sonra, bir günümü Rotterdam'a ayırdım. Rotterdam en az Amsterdam kadar merak ettiğim bir şehirdi.


Erasmusbrug üzerinden Rotterdam panoraması

2.Dünya Savaşı'nda tamamen yıkılmasının ardından şehir yeniden inşa edilirken modern mimariye büyük önem ve öncelik verildiğini okumuştum; kendi gözümle de görmüş oldum. Başta merkez tren istasyonu (Rotterdam Centraal) olmak üzere farklı mimariye sahip çok yapı var şehirde.
















Kendini bu yönüyle ön plana çıkaran Rotterdam'da, Centraal'den sonra akla ilk gelen mimari örnekler Markthal ve Kübik Evler (Kijk-Kubus).

Markthal, içinde yiyecek-içecek stand ve dükkanlarının bulunduğu, pazar alışverişinizi de yapabileceğiniz, farklı alternatiflerle karnınızı da doyurabileceğiniz Rotterdam'ın üstü kapalı marketi. Binanın dış cephesinden görüldüğü üzere bu market/pazar bölümünün üstünde binayı çevreler şekilde ofisler/konutlar mevcut.

Markthal dış cephe




                                                    




Rotterdam'da beni en heyecanlandıran an, Kübik Evler'i gördüğüm andı sanıyorum (Aynı heyecanı daha önce Londra'da da, Waterloo Tren İstasyonu'ndan çıkıp caddeyi dümdüz geçerek köşeyi döndüğümde karşımda Big Ben'i gördüğüm an yaşamıştım).

Kübik Evler, sütun görevi gören katlar üzerinde yükselip 45 derecelik açıyla duran, birbirine yaslanmış şekilde inşa edilmiş altıgen bir mimariye sahip. İçlerinde yaşayan epeyce insan var, bazılarında ise tadilat söz konusu.





Kübik Evlerin arasında dolaşırken, bir tanesinin içini de gezip görebilmemi sağlayan müze evle de karşılaşınca çok sevindim. Evin katları arasındaki (her bir kübik ev üç kat bu arada) fazlasıyla dik merdivenler biraz gözümü korkuttuysa da, beklediğimden daha geniş ve kullanışlı bir iç ortamla karşılaştım. 







 




















Kübik Evler'den sonra Oudehaven'i takip ederek Willemsbrug'a ulaştım, oradan da Rotterdam deyince akla gelen bir başka değer olan Erasmusbrug'a.

Oudehaven ve Willemsbrug

Gezerken anladım ki Erasmusbrug (Erasmus Köprüsü) görülecekse sadece Erasmusburg'a odaklanmayıp; aynı bölgede bulunan Willemsbrug ve Wilhelminaplein, bir zamanların liman oteli olan tarihi Hotel New York, otelin karşı yakasındaki Veerhaven de gezilmeli. Erasmusbrug ve etrafını oluşturan bu bölgeyi gezerken çok keyif aldım.


Maas Nehri ve Willemsbrug

Maas Nehri ve Erasmusbrug

Hotel New York

Erasmusbrug

Veerhaven'in devamında Parklaan'ı takip edip Het Park'a çıktım. Şehrin orta yerinde böyle yeşil, sanki şehrin ortasında değilmişçesine izole ve huzur dolu parklar bulunca o kadar mutlu oluyorum ki.

Veerhaven

Het Park

Het Park'ın bir yakası Euromast'a çıkıyor. Euromast, Rotterdam'ı kuş bakışı seyredebileceğiniz bir kule platform. Rotterdam'ın Atakule'si yani :P Londra'da London Eye'da tecrübe ettiğim keyif ve heyecan kadar bir beklentim yoktu ama yine de gelmişken şansımı deneyeyim demiştim. Gişedeki teyzenin sadece kredi kartı ile bilet sattıkları yönündeki beyanı üzerine "Benim de gönlüm yoktu zaten" edasıyla arkamı döndüğüm gibi kendimi yeniden Rotterdam sokaklarına bıraktım :) İstasyondaki turizm bürosunun sempatik çalışanının tavsiye ettiği diğer cadde ve sokakları da gezip gördükten sonra tren istasyonundaki kahvecide gezimi sonlandırdım.

                Het Park ve Euromast
                
Şimdi bu kadar anlattıktan sonra söyleyeceğim şey garip kaçmasın lütfen ama Rotterdam, özellikle tren istasyonundan ilk çıktığımda kendimi içinde bulduğum alışveriş merkezleri ve plazalarla bezenmiş bölge sebebiyle, Amsterdam'a bakınca bana biraz yapay geldi. Aslında Rotterdam'da gayet güzel bir gün geçirmiş oldum ama ister istemez Amsterdam'daki samimi ve şirin atmosferle karşılaştırma yapmadan duramadım. Sanırım bazı caddelerde hiç ruh yokmuş gibi gelmesi de bundandı.

Yine de... Görmeli mi?

Tabi ki de görmeli, bu da soru mu! ;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder