Sayfalar

Cumartesi, Ocak 16, 2016

Seyrek yağmura şemsiye açılır mı?

Valla özel bir beklenti beyanında bulunmadım, kendi halinde takılabilir pek muhterem 2016 ama niyeyse o da bir saçmalamayı tercih etti daha en baştan. Yeni yılın ilk on gününde, bir müddettir kol gezen grip salgınından nasibimi alarak can çekiştim çünkü. Ama tabi bir noktada hakkını da teslim etmek gerek, yeni yıl burada işin edilgen aktörlerinden sayılır. Dönem dönem içinde mücadele verdiğim yoğun tempo dalgalarından bir tanesi daha sağlam bir ivmeyle beni Aralık ayı boyunca çarptığı için; üzerimde biriken yorgunluk, sinir, stres de bünyeyi iç ve dış mihraklar için açık hedef haline getirdi. İnsanın sağlığı yerinde olmadığında tüm bu hır gür o kadar anlamsız geliyor ki; bir yandan öksürmekten ciğerlerin ağzından çıkmasın diye uğraşıyorsun, diğer yandan da "Sağlığından daha mı önemliydi gerizekalı" diye sayıklaya sayıklaya kendine sövüyorsun.

Şimdi hastalık yinelemesin diye dikkat etmeye çalışırken bir yandan da küçük mutluluklar peşinde koşuyorum, çünkü büyük mutlulukları beklemeyi bıraktım. Her yeni gün bir diğerini kovalarken sürekli aynı şeyleri yaptığımı, dönüp bakınca elimde biriken hiçbir şey olmadığını, "o beklenen güzel günler"in bir türlü gelmediğini ve galiba aslında hiç de gelmeyeceğini fark edeli epey bir oluyor. İşte tam da böyle bir kabullenmişlik içindeyken 2016'nın ilk güzel haberi geldi: Barış Bıçakçı'nın yeni kitabı Seyrek Yağmur çıktı! Hem de benim yukarıda bahsettiğim hissiyat ve idraklerimle örtüşen bir konu ile:

Bir pazar sabahı Rıfat günlerin aynı kaba damlamadığını fark etti. "Günler damlıyor ama aynı kaba değil," dedi. Gökyüzüne baktı: Boştu. Hiç bulut yoktu, aslında hiçbir şey yoktu. Çağımızın çıplak güneşi her şeyi yok etmişti, enginliği, bulutları ve kuşları... Maviyi bile yok etmişti, sonra da sırasıyla diğer renkleri, bazı sesleri, kelimeleri ve anlamları. İnsan bu yoklukta yeni bir şey söyleyemez, olsa olsa kendini tekrar ederdi.

"Günler damlıyor ama aynı kaba değil," diye tekrarladı Rıfat. "Yani her şey boşa mı gidiyor, boşuna mı yaşıyorum?"

...

Rıfat, günleri işe yarar bir biçimde biriktirebilmek için bir hikayeye ihtiyaç olduğuna karar verdi. "Benim bir hikayem olmalı!" dedi, "Bir hikayenin içinde olmalıyım ki, günler aynı kaba damlasın."

Ama insan bir hikayenin içinde olduğunu nasıl anlar? Anlayabilir mi?*

Sinek Isırıklarının Müellifi 2011'de yayımlanmıştı. Seyrek Yağmur, Barış Bıçakçı severlerin beş yıldır beklediği kitap. Bu beş yılda diğer kitaplarından da okuyarak sabırla bekledim kendi adıma. Ama açıkçası geçen sene çıkar diye beklediğimiz kitaba anca bu yılbaşında kavuşabildik. Kavuştuk ama şimdi de yeni bir mücadele bizi bekler: Hem bu yeni ve heyecan verici 100 sayfayı hemen bünyemize gark etmek isteyeceğiz hem de hemen bitmesin diye bakalım kaç kere başa döneceğiz, kaç kere kendimizi kaptırdığımızı hissettiğimiz anda frenleyeceğiz?

O zaman kitap bittiğinde gelecek değerlendirme yazısına kadar iki soru bırakıyorum buraya:

1. Kıymetli şeyler neden bu kadar az?
2. Seyrek yağmura şemsiye açılır mı?**


* Seyrek Yağmur, Barış Bıçakçı, s.5-6
** Seyrek Yağmur, Barış Bıçakçı, Arka Kapak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder