Geçen yıl Aralık ayında Instagram'da bir şeyler olmuştu, öyle şeyler ki tüm sayfa akışım kahveli fotoğraflarla dolmuştu. En basit kahve temalı fotoğraflara bile dikkat kesilen bendeniz, kafayı yemek üzereydim. Çünkü İstanbul'da kahve festivali vardı ve ben Ankara'daydım!
Kültürel-sanatsal etkinliklere yönelik imkanlar konusunda İstanbul'a karşı nasıl kıskanç ve isyankar bir Ankara sanatseveri olduğum blogdan da malumdur. İçim gide gide takip ettim İstanbul Kahve Festivali'nin Instagram yansımalarını o hafta sonu, hala hatırlarım.
Neyse ki bu yılki festivalden vakitlice haberdar olduk; festival de biz kahveseverleri Aralık ayına kadar bekletmeden 22-25 Ekim tarihlerinde Haydarpaşa Garı'nda gerçekleşti. Biz de sevgili Sevcan'la küçük bir haftasonu kaçamağı yaparak soluğu İstanbul'da aldık.
Öncelikle festivalde bizi karşılayan atmosferden biraz bahsedeyim. Aslında tek cümle bile yeterli bunun için: Haydarpaşa Garı'ndayız ve her yer kahve :)
Kahve kokusu ve nostaljik ortam sebepli yüzümde peyda olan aptalca bir gülümseme ile bir müddet öylesine geziyorum standların arasında, sırf atmosferi iyice kazıyabilmek için hafızama. O sırada Sevcan çoktan kahve çekirdeklerini kurcalamaya ve satın almaya başlamıştı bile :)
Üçüncü dalga kahve akımının en yenilerinden en bilinenlerine, üçüncü dalgadan önce de tanıdığımız ve hayatımızda olan markalardan ilk kez orada tanıştıklarımıza, kahve aksesuarlarından kahve temalı sanat eserlerine, atölyelerden yarışmalara, her tür kahveyi sevsek de her zaman en birincimiz olan Türk kahvesinden kahvenin yancısı güzel atıştırmalıklara, müzikten vagon sohbetlerine derken seansımızı dolu dolu geçiriyoruz. Festival yığılmayı önlemek için seans usulü bilet satışı ile organize edilmiş ve iyi de olmuş. İlk saatlerde ortalık nispeten sakindi ama daha sonra yoğunluk arttı. Ziyaretçi girişi kontrol altında tutulmuyor olsaydı herhalde hiç anlamı ve tadı olmazdı.
Dünyanın farklı bölgelerinden gelmiş kahveleri, farklı demleme usüllerini ve kullanılan aletleri, çekirdek kavurma yöntemlerini tanıma/dinleme şansımız oldu. Haliyle bol bol kahve tattık. İlk tadımda Nespresso standı ile biraz sert bir başlangıç yapmış olsak da :) pek çok kahve dükkanının ürünlerinden deneme şansımız oldu. Bazı kahve dükkanlarını ise önceden listeye almıştık zaten denememiz lazım diye (Walter's Coffee Roastery, Kronotrop, Zapatista, Coffee Sapiens vb). En aklımızda kalan, Ministry of Coffee (MOC)'nin Cold Brew (soğuk demleme) kahvesi oldu. Şaşaalı düzeneği de yandaki gibi :)Açıkçası bu festivalde beni en şaşırtan şey, standına uğrayacağımı hiç düşünmediğim Starbucks oldu. Starbucks Reserve adıyla yeni bir konsept başlatan firma, festivalin en ilgili ve enerjik isimlerinden biriydi. Bunun yanında Kurukahveci Mehmet Efendi de bir vagonu ayrıca servise açıp ziyaretçilere Türk kahvesi sefası yaşatıyordu.
Standlardan ayrı olarak giriş tarafında ise kahve temalı fotoğraf ve resim sergileri vardı. Karton kahve bardaklarına yapılmış çizimlerden oluşan bir sergi, farklı kahve fincanlarının sergilendiği bir bölüm ve üzerlerine yapılmış işlemelerle kahve çekirdeklerinin (büyüteç yardımıyla, gerçekten) incelenebildiği bir başka bölüm de bu alandaydı.
Özetle gözüm, gönlüm, ruhum şenlendi! Huzur doldum! Sonra düşündüm; beni kahve, kitap ve alıp başımı gitmek dışında mutlu eden ne var ki zaten? Bu haftasonu bunların hepsi bir aradaydı. Teşekkürler İstanbul Kahve Festivali, seneye görüşürüz! :)
İncelemek isteyenlere: İstanbul Coffee Festival



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder