Vaktiyle şurda da belirttiğim gibi, bence en çok haksızlığa uğrayan mevsim sonbahardır. Ama ay mertebesinde bir talihsizlik sıralaması yapmam gerekirse, o durumda ipi kesin Aralık göğüsler. Şöyle ki, tüm bu yeni yıl zırvalıkları garibim Aralık'ın otuz bir gününün otuz birini de burnundan getiriyor, kesin bilgi. Ve bu her sene zerre değişmeksizin tekrarlanıyor. Hayır bir de tüm yılın faturasını Aralık'a kesmiyorlar mı, işte en çok ona deli oluyorum. Misal, taa Ocak ayında olmuş kötü bir olayın Aralık'la ilgisi ne allasen? Sene kötü geçtiyse bütün suç Aralık'ta mı? Bir de üstüne kış kıyamet, en kısa günler falan derken Aralık'ın kendini savunmaya mecali bile kalmıyor. Velhasıl çok üzülüyorum ben bu Aralık'ın haline.
Aslında yenilikleri severim, her zaman da dediğim gibi "Yeni iyidir." Yeni bir yıl da, yeni bir başlangıç için elbette motive edici bir etmendir. Ama hem fazlaca abartıldığını düşündüğüm yeni yıl kutlamaları (öncesi-sonrası-tamamı dahil) hem de işte bu Aralık'la aramızdaki duygusal etkileşim, benim açımdan 31 Aralık - 1 Ocak geçişini herhangi bir günden daha sıradan, daha önemsiz, daha anlamsız hale getiriyor.
Bir diğer tav olduğum nokta da, yeni yıl hediyesi uygulaması. Hele bunu böyle şirket ortamlarında falan yapmıyorlar mı, sınıf tahtasına tırnaklarını sürten uyuz tiplere maruz kalmış gibi hissediyorum kendimi. Hediye kişiye özel olduğunda anlamlıdır bana göre. Tanımadığım birine aldığım hediyenin ve tanımadığım birinden bana gelen hediyenin bana da ona da bir şey ifade etmesi ne kadar mümkün sizce? Bir de, esasen, somut bir sebep olmaksızın (özetle; içinizden gelerek) alındığında çok daha güzeldir hediye. Hem hediyeyi seçen için, hem de hediyenin sahibi kişi için çok tatlı ve heyecanlıdır. Bir zevke, bir ihtiyaca ya da ne bileyim bir manaya hitap edebilmelidir hediye. Kullana kullana yıpranabilmelidir. Ya da kıymetinden hep göz önünde olmalıdır. Bilmiyorum çok mu ütopik konuşuyorum ama hediye denince aklıma her iki tarafı da mutlu edebilen, bir anlam taşıyabilen olgular geliyor.
İşte tüm bu sebeplerle (lafı nerden nereye bağladım) hem kendime hem kızçeye hediye ettiğim/edeceğim iki güzel şeyden bahsedeceğim. Birincisi Metis Yayınları'nın 2014 ajandası. Her sene başka bir konu çerçevesinde hazırlanan ajandanın bu seneki konusu Gezi (#Diren Direniş). Metis'in de temenni ettiği gibi, ister 2014 boyunca direnişin kaydını tutmaya devam etmek için, ister tarihe düşülen izin bir dökümünü arşivinize katmak için kullanabilirsiniz bu şirin ajandayı. Diğer güzel hediyelik de, Ankaralı Gezginler'in 23-30 Aralık haftası Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde görülebilecek fotoğraf sergisindeki (umarım sayıyı yanlış hatırlamıyorumdur) ilk 68 fotoğrafın yer aldığı ve LÖSEV yararına basılan masa takvimi. Amacın da aracın da oldukça anlamlı ve değerli olduğu, aynı zamanda kullanışlı bir hediye seçeneği. Her iki hediyeliği de, gözden çıkarmak için durup düşünülmeyecek bir fiyata temin edebiliyor olmak da cabası.
Olumlu/olumsuz bütün duygu, düşünce ve önerilerimle; ne olacak bu Aralık'ın hali, yeni yıl da geldi, kutlama yapacağız derken ipin ucunu kaçırmayın, hediyeleriniz karakterli olsun derken; ana fikri olmayan bir konu nasıl toplanır cidden bilmiyorum. O sebeple bırakalım olduğu gibi kalsın. Sessizce dağılabiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder