Sayfalar

Salı, Nisan 24, 2012

Çok şey

Öğrenmemiz gereken ne çok şey var. Görmemiz, yaşamamız, anlamamız gereken ne çok şey. Ömrümüzün hepsine yetmeyeceği kesin. Pek öyle bir kaygı da gütmüyoruz aslında, öyle değil mi?

Bazen çıkıyor ama öyleleri aramızdan, “Herrr şeyi öğrenicemmm!” diye gözleri fıldır fıldır, ağzından nerdeyse salyalar akacak öğrenme şevkiyle. Bir müddet kararlılıkla devam da ediyor bu şekilde, ama bakıyor ki bitmiyor öğrenilecek şeyler; ne bitmesi, zerre eksilmiyor öğrenilecekler listesinin maddeleri! Hal böyle olunca, öğrenme şevkiyle salyalar saçtı saçacak ağızlar büzülüyor moral bozukluğuyla. Ne şevk kalıyor geriye ne de pırıltı gözlerde; her şey boş geliyor düşündükçe, her şey beyhude.

Aynı yolda yürümeye başlayıp farklı kulvarlara saparak ilerleyenlerimiz de oluyor tabi. Hayal kırıklığı yaşayanlarımız nasıl kendi kendini üzüyorsa, bu farklı yolda ilerleyenlerimiz tam tersi, diğerlerini, bizleri üzüyor işin sonunda. Zira öğrenilecek her şeyi öğrendiklerini, her tecrübeyi tamam ettiklerini sanıyorlar bunlar da! Çok şey öğrenmiş, çok yaşamış, çok tecrübe edinmiş olsalar da “herrr şey”i tamama erdirmiş olamazlar öyle değil mi? Ama öyle olduğunu sanıyorlar işte ciddi ciddi. Belki bazıları -onlar da en mütevazileridir içlerinde- az bir şeyin eksik kaldığını, onu da halihazırda öğrenmiş oldukları sayesinde akıl ve fikir yürüterek tamamlayabileceklerini düşünürler. Ondan sonra da gelsin bol keseden atışlar, konuşulan şeyden alakasız konularda bilgi bombardımanı, diğerlerinin (ki belki de gerçekten biliyorlardır onlar?) ağızlarını açmalarına bile müsaade etmemeler, -ha oldu da becerdiler ve açabildiler ağızlarını- rahatça iki kelam ettirmemeler, söylenenleri anında çürütmeler ve küçümsemeler... İşte bunlar var bir de :)

Orta karar kalmayı tercih edenlerimiz de arada dokunuyor aslında bu bahsettiğim iki uca. Mesela ben, şu gözler fıldır fıldır hale pek fena gelmiştim bir kere. Duyduğum, öğrendiğim her ne varsa not almaya, aklımda tutmaya çalışmıştım üstüne. Neyse ki çok sürmeden kendi psikopatlığımdan kendim bezdim de kurtuldum bu durumdan. Diğer durumu da yaşıyorum illa ki; özellikle çok haşır neşir olduğum, üzerine çok kafa yorduğum, artık “her şeyiyle” bildiğimi düşündüğüm bir konu mevzubahis olduğunda kendimi kimseyi konuşturmuyor durumda bulabiliyorum. Bunu fark ettiğim anda da utanıp kapatma düğmeme usulca basıyorum :)

Beşer şaşar. Bazen her şeyi bildiğini düşünür, bazen de şu dünya üzerinde var olan hiçbir şeyi layıkıyla öğrenemediğini. Bazen kendisinin çok şey (ya da her şey?) olduğunu, bazen de hiçbir şey olamadığını hisseder. Yine de her daim kendi kendimize tekrarlamamız gerek: Öğrenmemiz gereken çok şey var. Hepsine ömrümüz yetmeyecek ama yine de olduğu kadar, olabildiği kadar. Ne kadarını öğrenebilir, yaşayabilir, anlayabilirsek o kadar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder