Öğrenmemiz gereken ne çok şey var. Görmemiz, yaşamamız,
anlamamız gereken ne çok şey. Ömrümüzün hepsine yetmeyeceği kesin. Pek öyle bir
kaygı da gütmüyoruz aslında, öyle değil mi?
Bazen çıkıyor ama öyleleri aramızdan, “Herrr şeyi
öğrenicemmm!” diye gözleri fıldır fıldır, ağzından nerdeyse salyalar akacak
öğrenme şevkiyle. Bir müddet kararlılıkla devam da ediyor bu şekilde, ama
bakıyor ki bitmiyor öğrenilecek şeyler; ne bitmesi, zerre eksilmiyor
öğrenilecekler listesinin maddeleri! Hal böyle olunca, öğrenme şevkiyle salyalar
saçtı saçacak ağızlar büzülüyor moral bozukluğuyla. Ne şevk kalıyor geriye ne
de pırıltı gözlerde; her şey boş geliyor düşündükçe, her şey beyhude.
Aynı yolda yürümeye başlayıp farklı kulvarlara saparak
ilerleyenlerimiz de oluyor tabi. Hayal kırıklığı yaşayanlarımız nasıl kendi
kendini üzüyorsa, bu farklı yolda ilerleyenlerimiz tam tersi, diğerlerini,
bizleri üzüyor işin sonunda. Zira öğrenilecek her şeyi öğrendiklerini, her
tecrübeyi tamam ettiklerini sanıyorlar bunlar da! Çok şey öğrenmiş, çok yaşamış,
çok tecrübe edinmiş olsalar da “herrr şey”i tamama erdirmiş olamazlar öyle
değil mi? Ama öyle olduğunu sanıyorlar işte ciddi ciddi. Belki bazıları -onlar
da en mütevazileridir içlerinde- az bir şeyin eksik kaldığını, onu da
halihazırda öğrenmiş oldukları sayesinde akıl ve fikir yürüterek
tamamlayabileceklerini düşünürler. Ondan sonra da gelsin bol keseden atışlar, konuşulan
şeyden alakasız konularda bilgi bombardımanı, diğerlerinin (ki belki de
gerçekten biliyorlardır onlar?) ağızlarını açmalarına bile müsaade etmemeler,
-ha oldu da becerdiler ve açabildiler ağızlarını- rahatça iki kelam
ettirmemeler, söylenenleri anında çürütmeler ve küçümsemeler... İşte bunlar var
bir de :)
Orta karar kalmayı tercih edenlerimiz de arada dokunuyor
aslında bu bahsettiğim iki uca. Mesela ben, şu gözler fıldır fıldır hale pek
fena gelmiştim bir kere. Duyduğum, öğrendiğim her ne varsa not almaya, aklımda
tutmaya çalışmıştım üstüne. Neyse ki çok sürmeden kendi psikopatlığımdan kendim
bezdim de kurtuldum bu durumdan. Diğer durumu da yaşıyorum illa ki; özellikle
çok haşır neşir olduğum, üzerine çok kafa yorduğum, artık “her şeyiyle”
bildiğimi düşündüğüm bir konu mevzubahis olduğunda kendimi kimseyi
konuşturmuyor durumda bulabiliyorum. Bunu fark ettiğim anda da utanıp kapatma
düğmeme usulca basıyorum :)
Beşer şaşar. Bazen her şeyi bildiğini düşünür, bazen de şu
dünya üzerinde var olan hiçbir şeyi layıkıyla öğrenemediğini. Bazen kendisinin
çok şey (ya da her şey?) olduğunu, bazen de hiçbir şey olamadığını hisseder.
Yine de her daim kendi kendimize tekrarlamamız gerek: Öğrenmemiz gereken çok şey var. Hepsine
ömrümüz yetmeyecek ama yine de olduğu kadar, olabildiği kadar. Ne kadarını
öğrenebilir, yaşayabilir, anlayabilirsek o kadar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder