Sayfalar

Cumartesi, Aralık 03, 2011

Susmak

Susmak… En sevdiğim eylemlerden; okumak ve yazmaktan sonra en sevdiğim belki de.

Çok ve boş konuşmak suretiyle bazen kalbini kırdığım, ama bunun rahatsızlığı ve vicdan azabının yakamı hiçbir şekilde bırakmaması ile affına sığınarak yeniden dört elle sarıldığım...

”Konuşmak” eyleminin hiçbir şekilde yerini alamayacağı, o var oldukça ikinci planda kalmaya mahkum olacağı birincim...

Peki susmak neden?
Susmak; çünkü konuşulanlar hep havada kalıyor.
Susmak; çünkü hep yuvarlak laflar ediliyor, kimse kelimeleri somut şeylere dönüştüremiyor.
Susmak; çünkü konuşulanların kimseye bir faydası olmuyor.
Susmak; çünkü konuşulanları kimse hatırlamıyor.
Susmak; çünkü kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor.

Susmak ne için?
Susmak; bazen söylenecekler daha fazla zarar vereceği için. Hem söyleyene, hem söyletene.
Susmak; bazen müdahale ve mücadele etmek bir işe yaramayacağı için.
Susmak; bazen olan biten senin için bir anlam taşımadığı için.
Susmak; bazen tepkini isyanını tüm şiddetiyle göstermek için.
Susmak; bazen yapacak başka bir şey kalmadığı için.

Dikkat! Susmak ne değildir?
Susmak; eziklik değildir.
Susmak; âcizlik değildir.
Susmak; tepkisizlik değildir.
Susmak; haksız olmak değildir.
Susmak; salt konuşmazlık etmek değildir.

Susmak; içinde tahmin edilenden çok daha fazla anlam taşıyan ve bilinçli bir şekilde ortaya konan bir eylemdir. Susan bir insan çıkarsa günün birinde karşınıza, beni hatırlayın ve anlayın, bir insan susuyorsa boş yere değildir.

Bana gelince... Konuşmaktansa susmak ve yazmak çok daha iyi geliyor, artık tanıyorum kendimi. Ve biliyorum, susmak bana huzur veriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder