Hakkında yazmaya bir türlü başlayamadığım müddetçe ayıbından kurtulamayacağım bir konu var: Fotoğrafçılık. Aslında kendimi fotoğrafçılık üzerine yazmaya vâkıf hissedemediğimden bu erteleyişim. Ama bundan 6 ay önce başlayan fotoğrafçılık macerama, bana kattıklarına ve -düşüncelerime henüz pek olmasa da- hissettiklerime değinmeye çalışmalıyım en azından. Düşüncelerime çok değinmek istemememi de biraz açmam gerekirse; henüz fotoğrafın/fotoğrafçılığın felsefesi üzerine çok fazla kafa yorma ve okuma fırsatı yaratamadığım için sağlam, oturmuş ve savunabileceğim bir düşünce binası inşa edemedim kendime. Eğitmenim bu konuda çok titiz ve duyarlı biri olmasına rağmen benim şu ana kadar bu konuda yapabildiğim tek şey onun anlattıklarını dinlemek ve önerdiği kitapları/materyalleri edinmek oldu. Ama bu konuda ilerleme kaydedeceğim, en azından onun hatırı için :)
Fotoğrafçılık uğraşının hayatıma girmesi kardeşim sayesinde oldu, tutturdu “Profesyonel fotoğraf makinesi istiyorum, bana makine al.” diye. Baktım mızırtısı dinecek gibi değil, dedim “Tamam adam gibi araştır, sor soruştur, alalım bize uygun bir makine.” Epey araştırdı soruşturdu, ben de seçtiği makineleri anlayan bir iki arkadaşıma sordum; iyi seçim yapmış bizim velet ki elemeler sonunda kalan iki makine de bize uygun, sadece markaları farklı. Tek yapmamız gereken Canon mu Nikon mu tercih edeceğimize karar vermek. Klasik “Canoncular - Nikoncular” muhabbetine biz de maruz kaldık haliyle :) Çok düşünüp (ki düşünme kısmını kardeşime yıkmıştım daha çok, ben işin mali boyutuyla ilgileniyordum :D) hala son kararı verememiş halde mağazaya gittik. Mağazada da yaşanan inceleme-karşılaştırma-kararsız kalma fasıllarının ardından şeker pembesi birinin de telefon bağlantısıyla alınan desteği sayesinde biz de Canoncu olduk, mutlu son :)
İlk başlarda saçmabirşeyyaparımmakineyibozarım tırsaklığıyla pek dokunmadım doğrusu makineye. Sonra bir gün bizim okulun mezunlar derneğinin sitesinde AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) destekli “Temel Fotoğrafçılık Eğitimi” duyurusunu gördüm. “Gitsem mi, öğrenebilir miyim, öğrensem becerebilir miyim” diye vesvese ederken (üstümde kış rehaveti de vardı az biraz) en sonunda kendi vesveseme katlanamayarak “Kalk git ne kaybedeceksin ki” dedim, “hem belki de önünde yeni bir kapı açılıyordur da haberin yoktur.” Doğrusunu isterseniz tam olarak da öyle oldu. Öyle bir kapı ki hem, açıldıkça açılıyor hala, istesem de kapatamam artık, ki istemiyorum da kapatmak falan :)
Temel eğitim, ardından ileri seviye eğitim, çekim gezileri, kendi kendime yaptığım çekim çalışmaları, kursta tanıştığım insanlar, uzun zaman önce izini kaybettiğim bir arkadaşımı tesadüfen kurs sayesinde yeniden bulmam, gittiğim yerlerde hem gezmeye hem fotoğraf çekmeye çalışırken yaşadığım karmaşa ve buna mukabil edindiğim -beni bile şaşırtan- pratiklik, makinenin kendisiydi çantasıydı ekstra objektifiydi tripoduydu vs. taşıma çilesinde kendimde bulduğum azim; ve en önemlisi bakmakla görmek arasındaki farkı fotoğrafçılık sayesinde idrak edebilmem… Fotoğrafçılık sayesinde farkındalığımın artması; önüme geleni değil de önemsediğimi, anladığımı ve anlatmak istediğimi fotoğraflamam; yazıyla yapmaya çalıştığım “kendimi anlatma” derdimi bir de fotoğrafla dillendirmeye çalışmam… Zaten ilk ders söylemişti hocam: “Fotoğraf ışıkla yazmaktır.” diye. Ben de çok sevdiğim bu sözü eylemleştirmeye çalışıyorum elimden geldiğince. Teknik tamam gibi, okumaya-anlamaya-gelişmeye de devam tabi ki. Açtığı kapılarla hayatıma çok şey katan bu hobiyle her şey son 6 aydır benim için daha renkli ve eğlenceli.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder