Sayfalar

Cumartesi, Kasım 27, 2010

“-mediklerim/-madıklarım”

Gördüklerim, duyduklarım, bildiklerim var. Sorduklarım, öğrendiklerim, söylediklerim. “Eee ne olmuş, bizim de var?” diyeceksin. “Herkesin var.” Doğru. Bunlardan oluşuyor her birimizin hayatı, çerçeveyi bunlar çiziyor. Hayata açılan pencerelerimizin temel menteşeleri bunlar belki de. Öncemizi sonramızı şekillendiren, pek çok şeyi netleştiren.

Peki ya görmediklerimiz, duymadıklarımız, bilmediklerimiz? Sormadıklarımız, öğrenmediklerimiz, söylemediklerimiz? İrademiz, bilincimiz, farkındalığımız dışında kalanlar? Onlar neresinde bu çerçevenin? Varlıkları göz ardı edilecek, hayatımız üzerindeki etkileri azımsanacak düzeyde mi gerçekten?

Öncelikle şunu netleştirmek gerek; “görmediklerim, duymadıklarım, bilmediklerim, sormadıklarım, öğrenmediklerim, söylemediklerim…” diyerek ele aldığım konu tamamen kendime ve yaşadıklarıma dair, kendi küçük dünyamla sınırlı. Yoksa bu “-mediklerim/-madıklarım”ı küresel düzlemde ele almaya kalksam (cahil cesareti denen bir şey var bu dünyada ama çok şükür buna sahip olabilme ihtimalimi düşünemeyecek derecede cahilim), dünya doğru düzgün dönüyor bile olmazdı herhalde benim “-mediklerim/-madıklarım”a kalsaydı iş.

Eskiden, çok eskiden dünyamın gördüklerim, duyduklarım ve bildiklerimle sınırlı olduğunu zannederdim. Çok fazla soru sormayı zaten sevmezdim, ki hala da çok sevmem (ama gün geçtikçe iyileştiğimi hissediyorum doktor bey, baksanıza daha çok sorar oldum, siz de görüyorsunuz değil mi); mevcut kaynakları arayıp tarayıp aklımdaki soru işaretlerini kendi kendime yok etmek, gidip birine sormaktan daha kolay geliyor;ne yapayım benim de mizacım böyle. 

hüzünlü değilim benim mizacım böyle...*

Öğrenmek konusunda çok iyi olduğumu göğsümü gere gere söyleyebilirim, öğrenme eylemini çok seviyorum ve iyi bir “öğrenici” olduğum konusunda da iddialıyım, sanırım okuma sevgimle öğrenme aşkım birbirini destekleye destekleye bugünlere geldiler, beni de peşleri sıra getirdiler. Söylediklerime gelince, kendime dair her şey dilimin ucundadır, karşımdaki insana beslediğim fikir ve hisler sözkonusu olduğunda da açıksözlüyümdür dilim döndüğünce. Mümkün mertebe muhatabına söylememiş olduğum bir şeyi gidip üçüncü bir şahsa söylemem, söylüyorsam hakkında konuştuğum kişi bunu zaten biliyordur, çok daha önce benden duymuştur.

Durum böyle olunca, dünyamın gördüklerim-duyduklarım-bildiklerim-sorduklarım-öğrendiklerim-söylediklerim’den ibaret olmadığını, hiçbir zaman da olamayacağını anladığım gün baya sarsıldım. Kendime ve yaşadıklarıma dair görmediklerim, duymadıklarım, bilmediklerim vardı a dostlar! Sorduklarım, öğrendiklerim ve söylediklerim’den ötesi vardı, yüzüme küüüt! diye çarpan. Benim varlığından bile haberdar olmadıklarım, benden saklananlar, yanlış aktarılanlar vardı. Kendi gözümdeki ben’den farklı bir ben vardı onların nazarında, çünkü benim “-mediklerim/-madıklarım” onların “-dikleri/-dıkları”ydı.

Bu büyük sarsıntıyı atlatmak kolay olmadı doğrusunu isterseniz. Hem küçüktüm o zamanlar, şimdiki aklım yoktu. (Şimdiki aklımı da çok beğeniyorum ya sanki!) Sancılı bir sorgulama döneminin ardından bu gerçeği kabullendim, onunla ona rağmen yaşamaya alıştım. Ama sular durulmadı ne yazık ki. Çünkü bana ilk sarsıntıyı yaşatan durumdan çok daha fenası çok daha büyük bir şiddetle çok daha yakınımda patlak verdi bu sefer. Beklenmedik bir zamanda, beklenmedik bir mekanda; damağım kuru, gardım inik, boynum bükükken.**

Şaşkınlık, hayalkırıklığı, üzüntü beni sarmış sarmalamışken çok düşündüm neyi gözden kaçırıyorum diye. Niye böyle oluyor diye. Henüz bir cevap bulabilmiş değilim, bulacağımı da sanmıyorum artık, zaten bu saatten sonra da bir önemi yok. Çünkü biliyorum ki kendimden başka kimsem yok her an yanımda olan, beni büsbütün anlayan. Haksızlık yapmak istemem hiçbir dostuma, ama kabul etsek de etmesek de hepimiz biliyoruz ki sadece kendimiz varız her daim yanıbaşımızda. O yüzden yapabileceğim en doğru ve en hayırlı şeyin, “-mediklerim/-madıklarım”ın varlığını kabullenmek ama onları çok da umursamamak; “-diklerim/-dıklarım”ı elimden geldiğince arttırıp nacizane dünyamı zenginleştirmek ve kendi bildiğim yolda yürümek olduğuna bir kez daha karar verdim.

Zaman zaman canımı acıtmak için hortlasalar ve başımdan def etmek zaman alsa da, “-mediklerim/-madıklarım”ın hayatım üzerindeki etkilerini azımsanacak düzeyde tutmak biliyorum ki sadece benim elimde. Çünkü “-mediklerim/-madıklarım” başkalarının “-dikleri/-dıkları” olsa da o başkaları geliyor geçiyor, hepsi birer gölge olarak yerini alıyor mazide, ve ben bir kez daha anlıyorum ki kendi dünyamda aslolan bir tek ben varım.

* “Rina”, Rina Yapım, 2009
** “Parti”, Teoman, En Güzel Hikayem, 2004

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder