Sayfalar

Pazartesi, Şubat 06, 2017

Tatil Notları #9 : Karaçi / Pakistan

Yazının başlığındaki acayiplikten (tatil? Pakistan?) anlaşılabildiği üzere bu yazı aslında bir tatil notu değil. Pakistan'a gitme fırsatı bulmuş biri olarak, birkaç günle sınırlı da olsa Karaçi'ye ve Pakistan halkına dair edindiğim izlenim ve gözlemlerimi buradan da paylaşmak istedim.



Karaçi, Pakistan'ın İstanbul'u. Başkent, kuzeyde dağlık kesimde yer alan İslamabad iken, güneyde Hint Okyanusu'na bağlanan Arap Denizi kıyısındaki Karaçi ise ülkenin ekonomik ve sosyal başkenti olarak nitelendiriliyor. Bizim bildiğimiz ya da alışkın olduğumuz seviyede bir sosyal ve ekonomik hareket görememenin yanı sıra, ülkenin canlı ve iyi durumda olan kısmı böyleyse geri kalanı nasıldır pek bilemedik. Çünkü ne yazık ki şehir oldukça pis ve keşmekeş halde. Ülke genelini etkileyen ve Karaçi'de de görülen güvenlik sorunu da cabası.



Gitmeden önce tedirginlik duymamın ana iki sebebi güvenlik ve hijyen konularındaki sıkıntıydı zaten. Neyse ki başımıza bir iş gelmeden gittik geldik; ama seyahat öncesi koruma amaçlı yaptırdığım aşılar ve bunun için epey uğraşmış olmam, orada sokaklarda ya da açık kasa pikaplarda ellerinde atıma hazır silahlarla devriye gezen ya da bina çatılarında nöbet tutan peşmerge kılıklı asker/polis/askeri polisler, şehrin üzerinde resmen tabaka halinde asılı duran toz ve koku, terk edilmiş gibi duran ama insanların içlerinde yaşamaya devam ettikleri yıkıntı binalar, bu denli şanslı olmayanların yaşadığı sokaklar ve yol kenarları, uzunca bir süre aklımdan çıkacağa benzemiyor. Benzer bazı görüntüler ne yazık ki ülkemizde de var, biliyorum ve üzülüyorum. Pakistan açısından bu denli olumsuz bir tablo yansıtmamın bir nedeni de, bu insanların böyle bir hayattan başka türlüsünün mümkün olabileceği konusunda hiçbir fikirlerinin olmaması.



Pakistan'ı gördükten sonra Türkiye'ye dönünce duyduğum rahatlama ve şükür hissiyatı, bana kendimi daha da kötü hissettirdi. Zaten hiçbir zaman bardağa dolu tarafından bakmayı becerebilen bir insan olamadım, ne kendim ne ülkem ne de dünya için. Bazen de öyle şeyler görüyor, öyle doneler alıyorsunuz ki; dolu ya da boş tarafını geçtim, o bardak hiç yokmuş, aslında hiç var olmamış gibi hissediyorsunuz zaten. Bu da sanırım öyle bir deneyimdi.



Biraz da popüler kültür bilgisi vererek yazıyı bitireyim: Paki'ler Türkleri çok seviyorlar (zaten kardeş ülkeymişiz, bilmiyordum öğrendim). Dinsel ve toplumsal konularda Arap kültüründen ziyade Hint kültürüne çok yakın bir duruşları var, sömürge döneminden kalan pek çok İngiliz alışkanlığı da sürdürülüyor. Yemekler oldukça baharatlı ve acıyı çok tüketiyorlar. Ülkede içki satılmıyor, tüketilmiyor. Trafik tam bir kaos, nasıl oldu da bindiğimiz o arabalardan her seferinde sağ indik gerçekten bilmiyorum. Ve son olarak şunu söylemek isterim ki Pakistan'da sıraya girmek, sıra beklemek gibi adab-ı muaşerete dair herhangi bir kavram yok. Şöyle ki Jinnah Havalimanı'ndaki kontrol noktalarından birinde tam x-ray'den geçeceğim sırada gelen bir kadın güruhu tarafından nasıl olduğunu hala çözemediğim şekilde kendimi en arkaya atılmış (hatta fırlatılmış) buldum. Hayatımdaki en anlam veremediğim on saniye bu oldu sanıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder