Hollanda'da "İyi ki gittim gördüm" dediğim, seyahatimin en keyifli günlerinden birini geçirdiğim rota; epey turistik olmakla beraber gerçekten güzel bir sahil kasabası olan Volendam ve Volendam'dan tekneyle ulaşılabilen Marken'di.
Volemdam'a Amsterdam'dan otobüs ile yarım saatte gidilebiliyor. Çise'yle bir tanesini almaya "kesin" karar verdiğimiz şirinlik abidesi evlerin arasından sahile ulaştığınızda manzara mükemmel; zira pırıl pırıl bir deniz karşınızda arz-ı endam ediyor. Hele ki bizim gibi sabahın erken saatlerinin huzurunu da teneffüs etme imkanınız olursa, geleneksel motiflerini ve ruhlarını hala koruyan balıkçı tekneleri ile hafta sonunu fırsat bilip denize açılmış ailelere ait yelkenlerin arasında sebepsiz ve hatta neredeyse saçma bir mutluluğa kendinizi rahatlıkla kaptırabilirsiniz.
Volendam sahilinde ve sahilin gerisinde kalan sokaklarda gezerek sabahın ilk saatlerini geçirdikten sonra Volendam Cheese Factory'de peynir yapım ve tadım seansına giriyoruz. Alt katta geleneksel Hollanda peynirinin nasıl yapıldığını öğrenip üst katta farklı çeşitlerini (keçi ve inek peynirleri, kimyonlu, kırmızı biberli, fesleğenli vs) tadıyor ve tabi ki satın da alıyorum. Hollanda peynirleri ve haliyle sütü bize göre epey yağlı. Amsterdam-Volendam arasında gördüğümüz çayırların bereketli görünümü ve büyükbaş hayvanların sağlıklı duruşu bu duruma biraz açıklık getiriyor zaten. "Adamların neredeyse toprağı yok, ama olan birkaç karışı da hakkıyla değerlendirmişler." dememek pek mümkün değil.


Volendam sokaklarında her türlü dükkan ve mağazaya girip Hollanda'dan getirdiğim neredeyse tüm anı eşyalarını buradan aldıktan sonra, Marken'e geçtik. Bu arada söylemeden geçmeyeyim, Volendam'dan Marken'e ulaşım deniz yoluyla olsa da Marken'e deniz üzerine inşa edilmiş bir karayolu ile daha güneyden ulaşım da mümkün. Schipol'e inerken fark ettiğim bu enteresan ulaşım seçeneği meğerse bu şirin ada köy içinmiş.
Marken de Volendam gibi aynı zamanda hem turistik hem de kendi halinde olabilmiş bir yer. Burası kasabadan daha çok bir köy havasında. Evler, insanlar, yaşayışlar çok sempatik ve doğal. Burada yer alan tahta ayakkabı fabrikasını (aslında atölye demek daha doğru olur) ziyaret ederek hem tahta ayakkabı kültürünün geçmişini öğrendik hem de yapılışını seyrettik.

Marken'den Volendam'a geri dönünce, bir balıkçı kasabasında olmanın layığını yerine getirerek kendimize kallavi bir balık menüsü sipariş ettik ve bu geç öğle yemeğinin ardından, sabahki huzurun devamı niteliğinde, sahilin ucundaki banklardan bu manzarayı belleğimize zerk ettik.
"Burası benim ağır yorgunluklarım ve depresyonlarım sonrası gelip kafa dinlemelik yerim olsun, iki günlüğüne gelsem bile dünyanın en sakin insanı olarak geri dönerim." diye aklımın bir köşesine de saftirikçe bir not düştükten sonra, artık iyice artan kalabalığı arkamızda bırakarak Thomas'la buluşmak üzere Amsterdam'a doğru yola çıktık. Bu mükemmel günü Zaanse Schans'ta güneşi yel değirmenlerinin arasından batırarak taçlandırdık fakat o da ayrı bir yazı olsun.











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder