Sayfalar

Cumartesi, Kasım 08, 2014

Okumalar ve Sayıklamalar #5 - Olduğu Kadar Güzeldik

Beni bilen okurlar, nerede kıyıda köşede kalmış, fazla duyulmamış, pek bilinmemiş bir şey varsa ona ilgi duyacağımı, hatta fanatiği olacağımı tahmin etmekte artık zorlanmıyorlardır sanırım. (Popüler olan şeylere sevgiyle yaklaşamıyorum, ne yapabilirim?) Edebiyatta da, bu özelliğimle bağlantılı bir tercih anlayışım var haliyle. Çok satan kitapların, popüler edebiyatın takipçisi değilimdir; özgünlükleriyle Türk Edebiyatı'na yeni soluklar getirmeye çalışan genç öykücüleri ise pek severim. İşte bu öykücülerden birini bu yazıyla siz sevgili okurlara da takdim etmek istiyorum çünkü daha çok insan tarafından tanınmayı ve okunmayı kesinlikle hak ediyor.

Mahir Ünsal Eriş, benim okuduğum kitabının yazar tanıtım sayfasında kendini şöyle tanıtıyor okuruna: "1980'de Çanakkale'de doğdu. Bandırma'da büyüdü. Arkeoloji okudu. Çeşitli dillerden kitaplar, makaleler, öyküler çevirdi; halen de çevirir. Yine İletişim'den çıkan Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde (2012) adlı bir öykü kitabı bulunur. Olduğu Kadar Güzeldik kitabıyla 60. Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazanmıştır. Gençlerbirliklidir. Söylenişi bile güzel."

Hem isminin güzelliği hem de çok değerli Sait Faik Hikaye Armağanı'na layık görülmüşlüğü ile Olduğu Kadar Güzeldik ilk tercihim oldu ama bu kitaptaki daha ilk öyküyü bitirmeden Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde'yi de gidip aldım, o denli güzel bir keşifti Mahir Ünsal Eriş benim için.

Okuyacağız da ne bulacağız bu kitapta derseniz; kendi halinde hayatların içinden çekilip alınmış öyküler bulacaksınız. Oldukça iyi bir gözlem yeteneğiyle ve bu yaşa kadar biriktirilmiş ne varsa oradan damıtılıp geldiği belli eklemelerle güzelleşmiş, naif öyküler. Bazen insanın içini burkan, anlatıcısının sırtına bir teselli sıvazlaması kondurasınız gelen; bazen de okurken yüzünüze yerleşen o içten gülümsemenin sizi hiç terk etmemesini dileyen öyküler.

Kitaptaki tüm öyküleri beğenmekle beraber, aşağıda giriş bölümünü paylaşacağım "Benim adım Feridun" öyküsünün yeri diğerlerinden biraz ayrı oldu. Kitabın son sayfasındaki yazar notuna göre de; "Benim adım Feridun Duvar dergisinin Kasım-Aralık 2012 tarihli 5. sayısında çıktı. Diğerleri ise yeni yazıldılar, annemle babam bana "aferin oğlum" desinler diye."

Bence kesin demişlerdir :)

Hülasa, Mahir Ünsal Eriş, Barış Bıçakçı'dan sonraki en hararetli tavsiyemdir efendim, iyi okumalar dilerim.

"Yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. Kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun. Ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi, ciğerlerine damla damla kurşun eritiyorlarmış gibi. Kolay kolay geçmiyor, geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. Yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. Bir tadı, bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi; gelip göğsüne oturmasından belli. Kokusunu, kütlesini hesap edemiyorum ama bir tadı varsa bence o genizde kalmış greyfurt tadını andırıyordur. Çok sevdiğin bir şeye benzeyen, ama o olmadığını da bal gibi bildiğin bir tat; acı, buruk, portakala benzeyecek neredeyse, değil ama işte. Hani kelime çok havalı olmasa, "kekre" diyeceğim. İstediğin kadar yutkun, üstüne istediğini ye, iç; geçmiyor, genzinden aşağı yuvarlanıp gitmiyor. Ne yediğinden anlıyorsun ne içtiğinden. Allah belasını versin.

Bir de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. İlk başlarda onsuzluk sanıyorsun bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. Aynalarda kendini görmekten sıkılacak kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar... Kimseyi istemiyorsun yanında, ama durup durup da yalnızlıktan şikayet edesin geliyor. Bir şeyden şikayet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu. İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana lanetler okusunlar topluca, "Sen de ne çok severmişsin be kardeşim!" desinler, "Hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah; sen hiç üzme kendini!" deyip hep sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama. Bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar, sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. Senin de içinden gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. "Hay ben böyle aşkın ıstırabını!" deyip kalaylayamıyorsun çünkü, aşk da senin ıstırap da. Ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikayet bile edemeyeceğin, kendi dağınıklığın."*




* Benim Adım Feridun, Olduğu Kadar Güzeldik, Mahir Ünsal Eriş, İletişim Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder