Sayfalar

Pazar, Ekim 12, 2014

Okumalar ve Sayıklamalar #4 - Doğa Tarihi

Neyse ki bu sefer sayıklayan ben değilim, Doğa. (Ben istesem de onun kadar sayıklayamam zaten.)

Sizi metropol hayatının, çoğalışlarını dehşetle izlediğim örneklerinden biri ile tanıştırayım: Doğa, kendisi 420 aylık bir bebek...?! (Kitap böyle söylüyor.)

Dışı alabildiğine yapay, içi olabildiğine boş, buna rağmen insanı hayretler içinde bırakacak raddede farklı olma arzusu taşıyan, kendisine tüm erkeklerin hayranlıkla, tüm kadınların ise kıskançlıkla bakmasını hayatının amacı edinmiş bir hatun kişi.

Hayatını eksi yedinci katında çalıştığı plaza, akşamları üç beş dairenin ışığının anca yandığı lüks site ve içinde Doğa'nın ihtiyaç duyduğu her şeyin bulunduğu alışveriş merkezi arasındaki üçgende kayıtsızca sürdüren bu hanım kızımızın tek derdi küçük göğüsleri ve şirketteki rakibi Alev'dir. Kitabın sonunda göreceğimiz üzere Doğa'nın yaşayacağı çöküşün başlangıcı sayılabilecek bir sinir krizinde kırdığı boy aynasının kolunu kesmesi sebebiyle gireceği operasyonda fırsattan istifade göğüslerini yaptırarak sorunlarından birini başarıyla saf dışı bırakır. (Bu örneği özelllikle veriyorum ki, durumun vehametini anlayın.) Diğer sorunu Alev'i ise başlarda izlediği stratejiler ve tuttuğu skorlar ile alt etme yolunda ilerlediğini düşünür. Tabi sonra işin rengi çok değişir, Doğa kendi ayağına kurşun sıkar, o ayrı. Fakat şu tespit, beni deli ettiğini artık anlamış olduğunuz Doğa'dan bağımsız olarak size de bir şeyler anlatmıyor mu, tanıdık gelmiyor mu?

"Hırpalanmasına gerek yoktu, ancak hırpalanıyormuş gibi görünmeye mecburdu. High Project'te (şirketin ismi) panik yapmak iş yapmaktan daha önemliydi. Çalışanların maaşları endişeleriyle doğru orantılıydı. Doğa da diğer yönetici olacak Alev'in sivrilememesi için kesintisiz olarak yoğun, endişeli, panik halinde ve perişan bir görüntü sergilemeliydi. Bir toplantıyı diğerine bağlayan koridorlarda koştururken bir yandan da telefonundan iş yazışmalarına bakıp söylenirken görünmeliydi. Kendini sürekli böyle sunarak Alev'i pasif göstermeliydi. Ve başta bir tür giysi gibi kuşandığı bu rol icabı hal, zamanla içine işleyerek gerçek ruh haline dönüşmüştü. Stratejik bir karardan kaynaklanan bu tavır, özü haline gelmişti. Sebepsiz yere panik halindeydi artık. Sürekli."*

Bu kitaptan önce Hakan Bıçakcı okumadım; anladığım kadarıyla daha fantastik, daha korku ve gerilim dolu şeylere meyilli bir tarzı varmış ve hatta "Doğa Tarihi" ile okurlarını şaşırtmış. Aslında kitabın arka kapağında da belirtildiği üzere "günümüzde geçen bir distopya" olarak rahatlıkla adlandırılabilecek bu kitap, içerik itibariyle gerçeklerden uzak olmadığı kadar korku ve gerilimden de uzak değil. Doğa'nın (geçmişten gelen çağrışımlarla kuvvetlenen) yaşadığı hayattan kopuşları esnasında Hakan Bıçakcı'nın fantastik öğelerine de rastlamak mümkün ayrıca. (Doğa'nın baktığı her yerde kendisini hayran gözlerle süzen küçük adamlar peyda oluyor mesela.)

Bazı yerlerini sıkılarak okuduğum, Doğa'nın çöküşüne ve delirmenin eşiğine varmasına sebep olan geçmişten öğelerin yeterince güçlü ve çarpıcı anlatılamadığını düşündüğüm bu kitabın bana sorgulattığı bazı şeyler de oldu elbette. Özellikle iş yaşamı ile ilgili bölümlerde "Ben de böyle bir şeyin içindeyim de farkında mı değilim?" dediğim yerler oldu. Herkesin plazası kendine olsa da, ben bir plaza yerine otlayan koyunları seyrettiğim bir yerde çalışıyor olsam da, iş hayatı işte, hepimizi kıskacına alıyor, insan da o kıskaçların arasından bazı şeyleri sorgulamadan edemiyor.

* Doğa Tarihi, Hakan Bıçakcı, İletişim Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder