Fark ettim ki kalp kırıklarının çeşitleri var. Derin olanı, onarılamaz olanı, ara ara sızısı tutanı, hafifi, ağırı... kimbilir kaç çeşit kalp kırığı var dünya üzerinde. O kırığı taşıyan kalbin de bu kırık skalasına bir ton açık ya da bir ton koyu, elbet bir katkısı vardır, onu da katmalı hesaba. Sonuçta kimimiz hafife alarak hafifletiyoruz kalp kırıklarımızın sancısını, kimimiz de şerbetlendiriyoruz kırıkların ucundan damlayan kanı.
Ve yine fark ettiğim o ki, çizik misali ince ince kalbimize işlenmiş kırıklar kalp soğuyunca daha belirgin hale geliyormuş meğer. Ciddi hasar bırakan kırıkların acısına boğulunca göremiyormuş insan onları; fark etmiyormuş o ince ve çok uzaklardan gelen, bir türlü giderilemeyen sinsi bir kaşıntıya benzeyen sızıyı.
Ve fark ettiğinde hayret ediyor insan doğrusu. Hem o incecik kırıkların sebebi olan şeye hem de kalbinin bu denli tırtık tırtık olmuşluğuna. Tabi biraz da kızıyor buna izin vermiş olmasına ve kalbi soğuyana dek fark edemeyişine.
Ama çarpık çarpık gülümsüyor da durumu idrak ettiğinde. En derin kırıkların üzeri kapanmışken bunlar ne ki diyor. Hatrı sayılır bir selam (!) edip kırıkların nakkaşına, alıyor eline törpüyü. Ve başlıyor tüm kırıkları bertaraf etmeye.
Beraberinde tekinsiz bir haz ile.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder