"Zaman ne çabuk geçiyor..."
"Yıllar su gibi akıp gidiyor..."
"Yaşlanıyoruz galiba..."
"Hayat çok kısa..."
Bu cümleleri ben kurdum. Sen de kurdun sevgili okur. Hala da kuruyoruz, birbirimizi kandırmayalım şimdi. Belki şikayet (kime olduğu belli değil), belki serzeniş (kime olduğu hala belli değil), belki de sadece kendini rahatlatma isteği (bu belli, tamam). Çaresi olmayan bir derdi eşeleme, görmezden gelmeye çalışılanı parmakla gösterme patavatsızlığı. Elde olmayan bir durum.
Ve bu elde olmadığını kabullendiğimiz duruma farklı bir bakış açısı var aşağıdaki paragrafta. Bana çok yanlışmış gibi gelmedi. Üzerinde düşünüyorum hala. Belki sen de düşünmek istersin, düşününce belki hak verirsin sevgili okur. (Belki de vermezsin bilmiyorum, bu sözleri söyleyen kişi kitabın en ağzı burnu kırılıp eline verilesi karakteri. -Yaşına hürmeten sakin kalıyoruz.- Kuvvetle muhtemel uyduruyordur.)
"Bilakis, ömür çok uzun. Hiç de öyle göz açıp kapayıncaya kadar değil. Fakat tek bir şartı var. Kaderini, gönlünü ferah tutarak seveceksin. Ancak sahiplenilmemiş hayatlar kısadır. Yaşamayı istediğin bir ömürde hep yeterince vakit vardır. Yanlış hikaye yoktur. Siz, kaderiniz ne zahmetli olursa olsun hariçte kalmamaya bakın. Ömür o vakit kısalır işte."*
* Düğümlere Üfleyen Kadınlar, Ece Temelkuran, s.364
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder